1) Kalbleri güzel ahlâkla,
güzel niyetlerle temizleyip süslemeye ve nurlandırmaya
çalışmalıdır. Manevî temizlik bunlarla ortaya çıkar.
2) Günahlarla kirlenen kalbleri
tevbe ve istiğfarla temizlemeye çalışmalıdır.
Bilindiği gibi, günahlar büyük ve küçük diye iki kısımdır.
Büyük günahların başlıcaları şunlardır: Yüce
Allah'ı inkâr etmek, Yüce Allah'a ortak koşmak, kesinlikle sabit olan
bir dinî hükme inanmamak. Bu üçü, Allah korusun, küfürdür. Allah'ın
rahmetinden ümidi kesmek, Allah'ın azabından ve mekrinden emin olmak.
Günah üzerine devam edip ısrar etmek (herhangi bir günahı
devamlı olarak işleyip durmak). Namazı, orucu terketmek. Allah
yolunda cihaddan kaçınmak. Anaya ve babaya asî olmak. Yalan
yere şahidlikte bulunmak ve yemin etmek. Bir kimseyi haksız yere
öldürmek. Bir kimsenin bir organını haksız yere kesmek veya
işlemez hale sokmak. Faiz yemek, hırsızlık etmek ve
rüşvet almak. Yetim malı yemek. Zina ve livata denilen çirkin
işleri yapmak. İffetli kadınlara fuhuş isnad etmek.
İşte
bunlar, dereceleri farklı olan birer büyük günahtır. Diğer bir çok günahlar da
küçük günahlardır.
3) Günahların bir
kısmı, yalnız Allah Tealâ'nın hakkına aiddir.
Diğer bir kısmı da insanların hakları ile ilgilidir.
Birinci kısım günahlar için insan kalbi ile pişman olup Yüce
Allah'dan af dilemeli ve bir daha öyle bir günah işlememeye kesinlikle
karar vermelidir. O günah küfrü gerektiren bir iş ise, hemen imanı
yenilemeli ve nikâhı tazelemelidir. Namaz ve oruç gibi, kazası
gereken bir ibadetin terkinden ibaret ise, hemen onu kazaya
çalışmalıdır.
Günahların insanlarla ilgili
kısmında ise, yine kalben bir pişmanlık duyarak hem Yüce
Allah'dan af dilemeli, hem de hakkına tecavüz edilen kimseden mümkünse,
helallık istemelidir. Hak sahibini razı etmeye ve tecavüz edilen
hakkı ödemeye çalışmalıdır. Ruhların seyyiat
(kötülükler) denilen günah kirlerinden temizlenmesi, ancak böyle yapmakla
olabilir.
Görülüyor ki, kutsal İslâm dini,
hem maddî hem de manevî temizlikleri birer dinî hükme bağlamış,
bunları yalnız insanların keyiflerine
bırakmamıştır. Peygamber Efendimiz de: "Temizlik
imandandır," buyurarak temizliğe büyük önem vermiş, onun
değerini göstermiştir. Diğer bir hadis-i şerifde de
şöyle buyurmuşlardır: "Şüphe yok ki Yüce Allah
temizdir, temizliği sever. İkramı boldur, ikramı sever.
Cömerttir, cömertliği sever. Artık evlerinizin çevresini temiz tutun;
Yahudîlere benzemeye çalışmayın."
Bilindiği gibi, Yüce Allah bizi
imtihan için yaratıp bu dünyaya getirmiş ve birtakım görevlerle
yükümlü tutmuştur. Bizim mutluluğumuz ancak bu görevleri yapmakla
olur. Bu görevleri yapmayanlar, Yaratıcımızın kutsal
emirlerine aykırı davranmış olurlar. Böyle bir kimsenin
kıymeti alçalmış, kalbi kararmış, ruhu kirlenmiş
ve kendisi azaba hak kazanmış olur. Artık bu durumda
yapılacak şey tevbedir. Allah'dan mağfiret dilemektir. İlâhî
emirlere göre hareket etmektir. Kirlenen bir ruhun temizliği, ancak
bunları yapmakla olur.
İnsan,
temiz ve günahsız olarak dünyaya getirilmiştir. Artık kirli ve
günahkâr bir halde âhirete gitmekten sakınmalıdır. İnsan
şöyle bir düşünmelidir: Kendisini yaratan Yüce Allah'ın kutsal
emirlerine karşı nasıl karşı çıkabilir! İnsanın
ruhu böyle bir isyandan dolayı sızlamalı değil mi? İnsan,
kudret ve büyüklüğüne nihayet olmayan O büyük yaradanından
korkmalı, O'nun tükenmez nimetlerine kavuştuğunu düşünerek
utanmalı değil mi?
İnsan,
insanlık gereği olarak günahtan kurtulamıyor, bu bir gerçektir. Fakat
insanın kalbi bu günahtan dolayı sızlasın, ruhunda
pişmanlık duysun, hemen Allah'ına yönelsin. Günahının
bağışlanmasını ve örtülmesini dilesin, daha tevbe
imkânları elde iken günahlardan kurtulmaya çalışsın.
Allah
Tealâ Hazretleri buyuruyor: "Ey müminler! Hepiniz Allah'a tevbe edin ki,
kurtulasınız." Resul-ü Ekrem Efendimiz de: "Günahından
tevbe eden, günah işlememiş kimse gibidir," buyurmuştur.
Artık bizim görevimiz,
günahlanmızdan dolayı, için için yanarak hakka dönmek ve
istiğfarın başı denilen şu mübarek cümle ile Hak Tealâ
Hazretlerinden tevbe ve istiğfar ederek, af ve kerem dilemektir:
"Hayy olan, Kayyûm olan,
kendisinden başka bir İlâh bulunmayan Yüce Allah'dan mağfiret
dilerim."
Ya Rabbi! Bizi uyandır, bizim
dualarımızı ve tevbelerimizi kabul buyur, amîn... Vel-hamdü leke
ya Rabbe'l-âlemîn (Hamd sana mahsustur, ey bütün âlemlerin Rabbi!)