Giyilmesi ve Kullanılması Gerekli ve
Caiz Olup Olmayan Şeyler
Her müslüman için avret yerlerini
örtecek şekilde sıcaktan ve soğuktan korunacak kadar elbise
giymek farzdır. Bu elbiselerin etekleri, erkeklerde bacakların
yarısına kadar, kadınlarda ayaklarının yüzlerine kadar
uzamalı, kollar da parmak uçlarına kadar uzun bulunmalıdır.
Erkeklerin elbisesi
kırmızı veya sarı olmamalı, siyah veya beyaz renkte
olmalıdır. Bu renkler müstahabdır. Yeşil renk de sünnete
uygundur.
Elbise ne çok yüksek, ne de çok bayağı
olmalı, orta derecede bulunmalıdır. Çünkü her şeyin
hayırlısı orta halde olanıdır. Bununla beraber Yüce
Allah'ın verdiği nimeti gösterip şükretmek için süs olarak
yeterinden fazla elbise edinmek müstahabdır. Peygamber Efendimiz
buyurmuştur:
«"Allah
sana ihsan edip nimet verdiği gibi, sen de nefsine ikramda bulun."
Diğer bir hadis-i şerifde
şöyle buyurulmuştur:
"Şüphe
yok ki Yüce Allah nimetinin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever."
Cuma ve
bayram günlerinde, toplantılarda iyi ve güzel elbise giymek mübahtır.
Fakat böyle elbiselerle daima bezenip durmak uygun değildir. Bu bir gurur
eseri olur ve çok kere muhtaç durumda olanların kinini çeker. Böbürlenmek
ve büyüklenmek için elbise giymek ise mekruhtur.
Büyüklenmek
maksadı ile yapılan her şey mekruhtur. İnsaniyete
yakışmaz. Onun için başkalarına karşı böbürlenmek
ve zorba kılığına girmek maksadı ile pek kıymetli
elbiseler giyilmesi ve pek yüksek binalar yaptırılması
mekruhtur. Hele böyle bir davranış israf derecesine varırsa
harama dönmüş olur. Aklı kemal üzere olan kimse, yalnız
gururlanmak için ve yalnız gösteriş için israfa düşmez. Parasını
boş şeylere harcayarak tutuma ve tedbire aykırı hareket
etmez. Başkalarına kötü örnek olacak şekilde, cemiyet
hayatında gedikler açılmasına sebebiyet vermez.
Fakirlerin veya geçimleri orta
halde olanların büyük zenginleri taklid ederek israfa düşmeleri caiz
değildir. Bu çok acınacak bir haldir. Bir zengin
için giyilmesi mübah olan bir elbise, bir fakir için mekruhtur, hatta haram
olabilir. Herkes haline ve servetine göre hareket etmeli, takdire rıza
göstermelidir. Din ölçüleri içinde hayatını düzenlemeye
çalışmalıdır.
İpek
kumaşlardan elbise giymek kadınlar için caizdir; erkekler için caiz
değildir. Beden ile elbise arasında bir engel bulunsun veya
bulunmasın eşittir. Fakat yalnız uzatma iplikleri ipek olan veya
üzerinde dört parmak eninde ipek işlemeler, saçaklar ve kenarlar bulunan
kumaşlardan elbise giymek erkekler için de caizdir. Bir de erkeklerin
savaş halinde ipekli elbise giymeleri, iki İmama göre caizdir. Bu
gibi elbiseler mücahidleri düşmana karşı heybetli gösterir ve
kılıç darbelerine karşı dayanıklı bulunur.
Erkekler
için ipek kumaşlar ve ipek takkeler mekruhtur. Erkek çocuklara da, ipekli
ve altın sırmalı kumaşlar giydirmek kerahetten kurtulmaz. Fakat
bir erkek ağrıyan gözüne ipekli bir mendil bağlayabilir, bunda
bir sakınca yoktur.
İpekli
eşyadan başka bir şekilde yararlanılabilir. İbrişimden
dokunmuş bir seccade üzerine namaz kılınabilir, bunda bir
kerahet yoktur. Yine evin iç kısmını ipekli kumaşlarla
süslemek de caizdir. Fakat bunlar bir övünme için olmamalıdır.
Yüzleri
ipek kumaştan yapılan minderler üzerine oturmak ve böyle yataklarda
yatmak da İmam Azam'a göre helaldır.
Üzerinde
"Maşallah" veya "Elhamdülillâh" gibi bir yazı
işlenmiş bir seccadeyi veya herhangi bir döşemeyi yere sermek
mekruhtur. Yazıların araları açılmış ve bazı
harflerin üzerine örgü örülmüş olsa bile fark etmez, keraheti vardır.
Çünkü tek başına yazılan harflere de saygı göstermek
gerekir. Harflerdeki bitişikliği kaldırmak keraheti gidermez.
Altın-gümüş
ve diğer mücevherat ile kadınların süslenmeleri caizdir. Erkekler
ancak süs maksadı olmaksızın gümüşten halkalı mühür
kullanabilirler. Süs için olsa bile, gümüşlü kemer, altın
yaldızlı ve işlemeli kılıç kullanabilirler. Fakat
altından, demirden, tunçtan, şişeden ve taştan halkalı
mühür kullanamazlar; bu haramdır.
Mühürde
kaşa değil, halkaya itibar edilir. Mühürün kaşı taştan
akikden, yakuttan ve diğer şeylerden olabilir. Ancak ihtiyaç
olmadıkça mühür kullanılmaması daha iyidir.
Yalnız
süs maksadı ile evlerde altın ve gümüş kaplar, tabla ve benzeri
şeyler bulundurmak caizdir. Fakat altın ve gümüş kaplardan yemek
yenmesi, su içilmesi, yağlanılması ve koku sürünülmesi hem
erkeklere, hem de kadınlara mekruhtur. Gümüş veya altın
çatal-kaşıkla yemek yenmesi de böyledir. Gümüş veya altın
kalem veya hokka kullanmak da kerahetten boş değildir. Ancak
altın veya gümüş bir kap içinde bulunan bir yiyeceği başka
bir kaba aktararak sonra yemek, içmek ve kullanmakta bir kerahet yoktur.
Yine
gümüşle süslenmiş kaplardan su içilmesi de mekruh değildir. Yeter
ki gümüşlü tarafı ağza alınmasın.
Kalaylanmamış
bakır ve tunç kaplardan yemek yenmesi mekruhtur. En iyi olan
porselen cinsi kaplardır. Şişeden, billurdan ve akîkden
yapılmış kapların kullanılmasırıda bir
kerahet yoktur. Bunların temizlenmesi kolaydır. Bunlar,
sağlık yönünden madenî kaplardan daha iyidirler.
Sallanan
bir dişi gümüş bir tel ile bağlamak caizdir. Fakat altın
bir tel ile bağlamak, İmam Azam'a göre caiz değildir. İmam
Muhammed'e göre, her ikisi ile de bağlamak caizdir, bunda bir kerahet
yoktur. Bir rivayete göre, İmam Ebû Yusuf'un içtihadı da böyledir
Yine,
çıkan bir dişi yerine koyarak gümüş veya altın bir tel ile
bağlamak, İmam Azam'dan bir rivayete göre mekruhtur; çünkü bu
diş ölünün dişi hükmündedir. Bunun yerine besmele ile
boğazlanmış bir koyunun dişi gümüş bir tel ile
bağlanabilir. Bunun yerine gümüşten bir diş de edinilebilir.
Fakat
İmam Ebû Yusuf'a göre, çıkan bir dişi yerine koyarak gümüş
veya altın bir tel ile bağlamakta veya onun yerine gümüşten bir
diş edinilmesinde bir sakınca yoktur. Çıkan bir dişin
yerine konulmasına İmam Azam'ında katıldığı,
İmam Ebû Yusuf'dan rivayet edilmiştir. İmam Muhammed'e göre ise,
çıkan dişin yerine gümüşten de, altından da diş
konulabilir.
Düşmüş
veya kesilmiş bir burun yerine altından burun yapılabilir. Fena
kokacağı için gümüşten yapılmaz.
Nazar
değmesin diye, çocukların elbisesine boncuk işlenmesi ve
nazarlıklar takılması caiz değildir. Bunlar cahiliyet
devrine ait âdetlerdir.
Fakat ekin
tarlalarında ve bostanlarda birer değnek üzerine hayvan kafası
takılmasında bir sakınca yoktur. Bunlar hem birer korkuluktur,
bazı zararlı kuş ve hayvanların buralara sokulmasına
engel olur, hem de göz değmemesine sebeb olabilir. Çünkü göz değmesi,
çok kez olagelen bir afettir. İnsana da, hayvana da, mala da
değebilir. Onun için tarlaya ve bostana bakacak kimselerin gözleri, önce
bu yüksek korkuluklara değer. Artık ondan sonra ekin ve diğer
şeylere dokunmasında bir zarar kalmayabilir.
Nazardan
(göz değmesinden) Yüce Allah'a sığınmalıdır. Peygamber
Efendimiz (sallallahü aieyhi ve sellem) buyurmuştur: "Bir kimsenin
kendisinin veya kardeşinin bir şeyi hoşuna giderse, bereketle
ona dua etsin çünkü göz değmesi hakdır."
Bereketle
dua ise şöyle yapılır;
¬"Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir!
Allah'ım, buna bereket ver."
Bizlerce: "Maşaallah
Tebarekallah" denilmesi âdet olmuştur.
Bir hadis-i şerifde de: "Her
kim hoşuna giden bir şeyi görünce, "Maşaallah lâ kuvvete
illâ billâh" derse, ona göz zarar vermez," diye
buyurulmuştur.