|
KABUSNÂME'DEN ÖĞÜTLER |
|
Kabusnâme, 1082 yılında Kûhistan sultanı
İskender bin Kavuş tarafından Farsça olarak kaleme alınır.
Muhatap, oğlu Gilan Şahtır, fakat aradan dokuz yüz yıl
geçmiş olmasına rağmen öğütler hâlen canlılığını
devam ettirir. Tarih boyu pek çok padişah, sultan ve devlet başkanı
tarafından birçok dünya diline çevrilir, birçok edebî, tarihî
ve ahlâkî eserlere kaynak teşkil eder. Eser, Osmanlılar zamanında ilk defa Fatih Sultan
Mehmed'in babası Sultan II. Murad'ın dikkatini çeker. Milletin
değer hükümlerini alt üst eden fetret ve kargaşa döneminden
yeni çıkılmıştır. Edeb, ahlâk, emniyet ve
nizamda yeniden yapılanmaya ihtiyaç vardır. Babası Çelebi
Mehmed'in devlet otoritesini temininden sonra, kendisi de manevî sahada
bir teşkilatlanmayı üstlenmiştir. Kabusnâme, ahlâkî sahadaki eğitim ve yapılanmayı
temin eden eserleden biridir. Eserin mütercimi Mercimek Ahmed, birgün
Padişahın elinde kitabı görür ve neden bahsettiğini
sorunca Padişah meseleyi şöyle ifade eder: "Hoş kitaptır, içinde çok faydalı
şeyler ve öğütler vardır, ama Farsça dilincedir. Bir kişi
Türkçeye tercüme etmiş, ama anlaşılır değil, açık
söylememiş; bundan dolayı hikâyesinden tat bulamayız. Ama
bir kimse olsa, bu kitabı açık ve anlaşılır bir
şekilde çevirse, tâ ki anlamından gönüller haz ala." Bunun üzerine Mercimek Ahmed, "Emir buyurursanız
ben tercüme edeyim" diye tercümeye talip olunca, "Hemen tercüme
eyle" buyruğunu alır. Mercimek Ahmed bin İlyas şair, edip ve âlim bir
kişidir. Tercümeye yeniden telif kadar emek verir ve 1432 tarihinde
tamamlayarak üzerine düşen görevi bitirir. Kabusname üzerinde Cumhuriyet döneminde bir hayli
incelemeler yapılır. Eser eski Anadolu Türkçesiyle tercüme
edildiğinden Türkiye Türkçesine göre yeniden ele alınması
gerekiyordu. Bu işi de Atilla Özkırımlı üstlenir ve
kitap "Tercüman 1001 Temel Eser" serisinin 36-37. kitabı
olarak yayınlanır. Biz ise, diğer kitaplarda olduğu gibi, bu
kitapta da seçmeler yaptık. Bazı konular devrin şartlan
icabı o zamanın insanına hitap ettiğinden kitaba almadık;
sadece günümüz insanına doğrudan hitap eden ve yol gösteren
bölümlere yer verdik. Kitap belli bir konu düzeni içinde işlenmiş
olmasına rağmen, biz daha çok dinî, edebî, ahlâkî ve
terbiyevî nasihat ve öğütlerle ilgili bölüm ve paragrafları
seçtik. Bu arada sadeleştirmede her ne kadar bazı kelime
ve terimler günümüz Türkçesine göre ifade edilmişse de, bunların
daha rahat okunur ve anlaşılır bir hale getirilmesine
ihtiyaç vardı. Bu bakımdan mânâ bütünlüğü mahfuz
kalmak kaydıyla yer yer ifade tasarruflarında bulunduk. Bu küçük
derleme dahi kitabın tesir gücünü göstermesi açısından
yeterli olacaktır. Bu öğütlere gönül kulağını açık
tut Ey oğul! Bilmiş ol ki, artık ben kocadım. Zayıf
ve azıksız olarak yol ağzına kadar geldim. Ölüm
mektubunu elime sundular. O mektup, sakalın ağarmasıdır.
Adamın sakalı ağardığında Allah tarafından
bir ses gelir: "Ey kulum, hazırlan, bu dünyayı bırakıp
öbür dünyaya geçeceksin..." Şimdi ey ciğerköşem! Ölmeden önce seni
iyilik yoluna ve iyi kimselerin izine yönlendirmek istiyorum. Tecrübelerle
elde ettiğim birkaç öğüdü sana yadigâr olarak bırakıyorum.
Bu öğütlere uyarak hareket edersen, her muradına erersin ve
iyi isim kazanırsın, zamanın elinden sille yemezsin. Çünkü
baba şefkati, oğlunun zamanın elinden azar yemesini istemez.
Öyleyse sen de gönül kulağını bu öğütler için açık
tut, sonra pişman olmayasın. Gerçi zamanımızda her oğul
babasının sözünü tutmuyor, ama inşaallah kabul edersin. Bütün tecrübelerimi bu kitapta topladım Ey oğul! Gençler kendi bilgilerini yaşlıların
bilgisinden üstün görürler. Bu kanaatin yanlış olduğunu
bildiğim halde, sana yol göstermek için susarsam doğru olmaz.
Bütün tecrübelerimi yazdım; ama az ve öz yazdım. Çünkü
her şeyin . azı ve özü faydalıdır. İnsanların bir âdeti vardır, değerli
bir malları olursa, onu değerli birine vermek için saklarlar.
İşte benim bu dünyadan elde ettiklerimin en değerlisi bu
öğütlerdir ve en değerli kimsem de sensin. İşte son
günlerimde, bu öğütleri sana veriyorum, inşaallah sana faydası
dokunur. Öğüt aklın süsüdür Ey oğul! Akıllı ol ve kendi soyunun itibarını iyi
gözet, tâ ki şerefsizlerden olmayasın. Gerçi yüzüne ne
zaman baksam akıl ve hüner görürüm, ama öğüt aklın süsüdür,
benim yapacağım onu sana hediye etmektir, muhafaza etmezsen,
yine sen kaybedersin. Sonra bilmiş ol ki, benim ölümüm yakındır,
benim ardımca senin de gelmen yakındır. Öyle çalış
ki bu dünyada bir azık hazırlayasın, o yola da yaran olsun.
Çünkü bu dünya öteki dünyanın ekinliğidir. Kendini öyle
ver ki, senin yerine başka biri ekmesin. Çünkü başkasının
ektiğinden senin yararın olmayacak. Ölümlü dünyayı ölümsüz dünya ile değiştir Ey oğul! Bu ölümlü dünyayı ölümsüz dünya ile değiştirmeye
gayret et. Bu dünyada iyi kişiler aslan gibidir, kötü kişiler
ise ite benzer. Çünkü it ne avlarsa, avını avladığı
yerde yer; arslan ise avını kendi inine götürür, sonra yer.
Bunun anlamı şudur: İt nefsinin esiridir, ne avlarsa burada
yer, arslan akıl sahibidir, burada ne avlarsa o âleme tutar, götürür. Gayret et ki, avın iyilik olsun, öbür âlemde lâzım
olur. İyilikten murat, ibadettir. Kul için ibadetten daha iyi av
yoktur. Çünkü ibadet yoluna girenler ateşe benzer. Ateşi ne
kadar alçak yerde yaksalar, alevi o derece yükselir. İbadet yoluna
varmayanlar da suya benzer, suyu ne kadar yukarı akıtlırlarsa
akıtsınlar, aşağı düşer. İbadeti
boynunun borcu bil, tâ ki alevin daima yükselsin. Allah beş türlü ibadet buyurdu Ey oğul! Allah'ın emri gereğince şükredersen, az
olan şükrün çok yerine geçer. Nitekim Allah din içinde beş
türlü ibadet buyurdu. Eğer gece gündüz çalışsan,
acizlikten başka bir şey elde edemezdin, ama o ölçüyle beş
türlü ibadet buyurdu. Onun ikisini zenginlere, kalanını da bütün
halka verdi. Bunlardan biri Allah'ın birliğini ve Muhammed
Mustafa'nın (a.s.m.) peygamberliğini dil ile söylemektir ve gönülle
inanmaktır. Diğeri beş vakitte namazdır, öbürü de yılda
bir ay oruç tutmaktadır. Şehadet sözü, batıl şeylerden Allah'a sığınmaktır.
Namaz o kabullenişin hakikatini kulluğunda kaim olmaktır.
Oruç tutmak da, o kabullenişin ve kulluğun hakikatini Allah'a
bildirmektir. Madem ki Allah'a "Kulunum" dedin, öyleyse o
kullukta sağlam durmak gerek. Namaz ve oruç Allah'ın has nimetidir, onları
has kullarına nasip kılmıştır. İkisini de
yerine getirmekte kusur etme. Eğer bu ikisinde kusur edersen avamdan
olursun, seçkinlerden olmazsın. Namaz kılan kişide büyüklenme olmaz Ey oğul! Sakın bu söylediklerim hakkında gönlünden kötü
düşünceler geçmesin. Yani "Namaz kılmakta eksiklik
olabilir" deme. Din açısından 'gözetmezsen, bari akıl
yoluyla bak, ne kadar faydalı olduğunu gör. Evvelâ, namaz kılanın bedeni ve elbisesi devamlı
temizdir. Namaz kılan kişide büyüklenme olmaz, çünkü namazın
aslı tevazudur. Sen kendini tevazua alıştırırsan,
bedenin de sana uyar, tevazu kazanır. Sen bu şekilde tevazuu gözetince,
Allah makamını yüceltir. Oruç tutmakta bağnaz olma Ey oğul! Oruç tutmak yılda bir ay olan bir ibadettir, yılda
bir ay olan kulluğu dahi eksiklikle geçiren gayet namert olur, akıllı
olan namert olmayı kendine reva görmez. Oruç tutmakta bağnaz olma. Yani şehrin kadısı,
hatibi ve bütün güvenilir kişileri ne zaman oruç tutarlarsa, sen
de o zaman tut; onlar ne zaman yerse sen de ye, cahillere uyma. Bilmiş
ol ki, Yüce Allah'ın senin açlığına, tokluğuna
ihtiyacı yoktur. Orucun gayesi, kulun ağzını Allah'ın mühürlemesidir.
Bu mührü bütün bedenine vurmalısın. Yalnız ağzına
mühür vurunca, diline, gözüne, ayağına, eteğine de
vurmalısın ki oruç senden razı olsun. Oruç tutmanın faydası odur ki, sabahleyin
yiyeceğini bir yoksula veresin, tâ ki açlık zahmetini çekmenin
sana faydası dokunsun. Şahsiyetini kendi gayretinle elde et Ey oğul! Şahsiyetini ananın babanın verdiği
adla değil de, kendi gayretinle kazanmaya çalış. Çünkü
anan ve baban sana bir ad verdi: Ya Ahmet, ya Mahmut, ya falan, ya da
filan. Oysa senin kazandığın ad, ya bilgin, ya bilge, ya üstat,
ya öğretici, ya da becerikli olacaktır. Böyle olunca, öteki adın, babanın ve ananın
yanında makbul olduğunun alametidir, bu sonraki adlar da halk
arasında makbul olduğunun nişanıdır.
Tatlı dille konuş Ey oğul! Tatlı dille konuşmayı alışkanlık
haline getir. Nitekim demişler: "Her kimin dili tatlı
olursa, dostları çok olur." Ne kadar tatlı söylersen söyle, sözün yerini
bilmedikçe söyleme. Çünkü yerinde söylenmeyen söz tatlı ve güzel
de olsa acı ve çirkin görünür. Seni sıkıntıya sokacak sözü söyleme. Bu
durumda susmak daha iyidir. Halka güzel sözler söyle ki, güzel cevaplar işitesin. Kimsenin üzüntüsüne sevinme Ey oğul! Kimsenin üzüntüsüne sevinme, böylece kimse de senin
üzüntüne sevinmez. Senden aşağı olanlara zulmetme,
adalet göster, böylece sen de, senden büyük olanlardan zulüm görmezsin,
adalet bulursun. Çorak yere tohum ekme Ey oğul! Çorak yere tohum ekme ve ağaç dikme, çünkü ürün
vermez. Yani nankör kişiye iyilik etme. Çorak yerde tohum nasıl
boşa giderse, nankör kişiye yapılan iyilik de öyle boşa
gider. Fakat iyiliği, lâyık olandan esirgeme. Elinden iyilik etmek gelmezse, bari halkı iyiliğe
yönelt. Demişlerdir ki, "eddâllü ale'l-hayri kefâilihî",
yani "Bir kişi bir kişiyi hayra yönlendirirse, o hayrı
işlemiş gibi olur." Yaptığın iyilikten pişman olma Ey oğul! Yaptığın iyilikten dolayı pişman
olma ve kötülükten çok sakın. Çünkü iyiliğin ve kötülüğün
karşılığı ölmeden sana erişir. İyilik
ettiğin kişinin gönlü ne kadar rahat olursa, senin de gönlüne
o kadar rahat erer. Bir kişiye kötülük edersen, o kişinin gönlüne
ne kadar sıkıntı ererse, senin de gönlüne o kadar sıkıntı
erer, belki tasası ve ağırlığı sende daha çok
olur. Kendini halka iyi göstermeye çalış Ey oğul! Yüzünü değiştirmeyesin, yani buğday gösterip
arpa satma, yani halka kendini iyi gösterip gizlice yaramaz işler
işleme, bu ikiyüzlülük nişanıdır. İkiyüzlülük
nişanını vurunmamak için bütün gayretini göster. Sevincini ve üzüntünü herkese söyleme Ey oğul! İnsanın iki hâli vardır, hiç bir zaman
bu iki halden birinden uzak değildir: Biri sevinçlilik, öteki
üzüntülük. Sakın, ister üzüntülü, ister sevinçli ol, üzüntünü
ve sevincini öyle birisine söyle ki, üzüldüğün zaman o da
seninle birlikte üzülsün, sevindiğin zaman o da seninle
birlikte sevinsin. İyiliğe ve kötülüğe çabuk sevinme ve üzülme Ey oğul! İyiliğe ve kötülüğe çabuk sevinme ve üzülme,
bu çocukların işidir. Olmayacak şeyle kendinden geçme,
yani Söz gelimi sana bir üzüntü geldi, sen sevinçliydin,
hemen üzüldün. Akıllı kişiler bu hâli hoş görmezler.
Sana gelen sevinç hâli için hemen sevinme, çünkü elbette onun üzüntüsü
vardır; her üzüntü için de hemen üzülme, çünkü sonunda
sevinci vardır. Ummadığın yerden umudunu kesme Ey oğul! Ummadığın bir yerden ne gelebilir diye
umudunu kesme ve bir şey umduğun yerden de sakın umutlu
olma. Çünkü kişiye gelirse, çoğunlukla ummadığı
yerden gelir, umduğundan değil. İyiye iyi de, kötüye kötü de Ey oğul! Hayatın müddetince hakkı münkir olma. Yani bir
kişi bir şey hakkında iyi dese, o dediği şey gerçekten
de iyi olsa, sen ona kötüdür deme. Kötüdür derlerse, sen de kötü
olduğunu biliyorsan; ona iyidir deme. Münkirlik böyle olur, ama
iyiye iyi, kötüye kötü dersen hak tanır olursun. O halde haktanır
olmak, hakkı münkir olmaktan iyidir. Ahmaklara cevap verme Ey oğul! Öfkelenenlerden olma. Eğer bir kimse sana öfkelenip
söylerse sen ona yavaşlıkla cevap ver. Ama ahmaklara susmaktan
başka cevap verme. Nitekim derler: "Cevabü'l-ahmakl es-sükut," yani "Ahmak
kişiye verilecek cevap susmaktır." Üzerinde emeği olanın emeğini boşa çıkarma Ey oğul! Üzerinde emeği olan bir kişinin emeğini
elden çıkarma. Eğer o emeğin karşılığını
ödemiyorsan bari nankör olma. Hele senin için emek çeken hasmın
olursa... Ne kadar elinden gelirse, o kadar hasımlarına iyilik
eyle. Ne zaman haya varsa, iman da var Ey ciğerköşem! Birkaç iyi iş vardır, kişi onları âdet
edinip sürdürürse, hem insanların katında, hem de Allah katında
itibar görür: İlim, edep, tevazu, zâhitlik, doğruluk, sözde
ve fiilde dini temiz tutma, namusluluk; halkı incitmemek, halkın
güçlüğünü götürmek. Bunların hepsinin sermayesi hayadır.
Nitekim Peygamberimiz buyurur: "El-hayâü mi-ne'1-iman",
"Ne zaman haya varsa iman da var." Ne zaman iman var, o iyi işlerin
hepsi de olur. Bilgisiz kişiyle birlikte oturma Ey oğul! Bilgisiz kişiyi, marifetsiz insanı, insan yerine
sayma, bilgisiz ve marifetsiz kişiyle arkadaş olup birlikte
oturma, hele kendini âlim sayan bilgisiz cahil ile... Bilgisizlikle ve
cahille sohbet etme, iyi kişilerle sohbet et. Çünkü, iyilerin
sohbeti yüzünden senin de adın iyi olur. Görmez misin ki, şırlağan bir yağdır,
aslı susamdır, ne O iyi adlıların sohbetlerinin bereketi yüzünden,
kırk gün onlarla düşüp kalkınca, susam ve şırlağan
adı unutuldu, gül ve menekşe adı anıldı. Onun için
Peygamberimiz buyurur: "Her kim bir kavimle kırk gün düşüp
kalkarsa onlardan olur." İyilerin iyiliğini unutma Ey oğul! İyilerin işini inkâr edici olma ve onların
iyiliğini unutma. Senden bir şey umana sitem edip "Benden
bir şeyler umuyorsun" diyerek başına kakma, çünkü
senden umudu olana sitem etmek "ben de umucuyum" demek olur, böylesi
himmetsizlik olur. Ondan sonra iyi huyu ve iyi kişiliği meslek edin,
yaramaz huylardan ırak ol. Kimseye zararın ve azarın değmesin,
zarar verici olmak iyi değildir, çünkü zarardan eksiklik doğar
ve eksiklikten şerefsizlik. Öyleyse halk içinde şerefsiz olmak
iyi değildir. Cahilin övdüğü işten sakın Ey oğul! Seni akıllı kişiler övsün, cahil kişiler övmesin. Çünkü akıllılar ileri gelenlerdir, cahiller ayak takımıdır. Bu iki grup birbirinin zıttıdır. Akıllının bilgilice işini cahil beğenmese gerek, cahilin bilgisizce işini akıllı zaten hiç beğenmez. Çünkü akıllı olan kendi mizacına uygun olarak bilgilice iş görür, seni onun için beğenir; cahil de
kendi mizacına uygun olarak iş görür, seni onun için över. Cahilin övdüğü işten sakınmak gerek, tâ
ki akıllıların eğlencesi olmayasın; çünkü sıradan
kişilerin katında övülen insan, ileri gelenlere maskara olur. Kimseyi incitme. Birisi seni incitse de sen onu incitme, büyüklüğün
nişanı budur. Tecrübeli, şefkatli dostların sana öğüt
verirlerse, öğütlerine kulak ver. Öğüt veren böylesi
dostların yanına yalnız olarak git ve öğütlerinden
nasibini al. Çünkü faydalı öğüt yalnızken verilir,
halk arasında öğüt kulağa girmez olur, hem de sitem gibi
olur. Kendi bildiğine gitme Ey oğul! Bir konuda bilgin tam olsa da bilginle gururlanma. Ne
zaman sana bir iş düşse, iyice bilsen ki sen o işi başarabilirsin,
buna güvenme, bir akıllı kişiye danışmadıkça
o işe başlama. Kendi görüşünü beğenenlerden olma. Bir bilene akıl danışmayı ayıp
sanma, "Görüş benim görüşümdür, başkası
bana elverişli olanı ne bilir" deme, kendi bildiğine
gitme. Çünkü kendi görüşüyle iş tutan kişi, sonra pişman
olur. Öyleyse akıllı yaşlılarla ve şefkatli
insanlarla istişare et, sonra o işe el at. Doktor kendi kendini tedavi edemez Ey oğul! Bir gözle görmek iki gözle görmek gibi olmazsa, iki kişinin
görüşü de bir kişinin görüşü gibi değildir. Bir
doktor hastalansa kendi kendini tedavi edebilir mi? Ne zaman hastalığının arttığını
görürse, tedavi olmak için hemen bir doktordan yardım ister.
Bilgisi ve tecrübesi ne kadar fazla olsa da o sırada kendisine bir
faydası olmaz. İhtiyacı olan birisi senin yanına gelecek
olsa, onun için çalış, çabala; emeğini ondan esirgeme.
Bu insan, düşmanın veya seni çekemeyen biri olsa da, farklı
davranma. Ola ki o düşmanlık dostluğa dönüşe. Şahsiyetli insanın yanına gelen olur Ey oğul! İyi konuşan ve söz anlayan kişiler sana
gelecek olsalar, onlara hürmet et ve iyi davran. Çünkü onların
sana gelmeleri seni ağırladıkları içindir. Sen de
onlan ağırlarsan, bu kez sana gelmeye daha istekli olurlar. Ama
şahsiyetsiz adamın yanına kimse gelmez. Sözün doğrusunu söyle Ey oğul! Sözün doğrusunu söyle, sakın yalan söyleme,
yalancı olma. Sözünün doğruluğuyla tanınmış
biri olarak bilinmeye çalış. Eğer mecbur olarak bir kez
yalan söylesen de gerçeğe geçsin. O halde ne söylersen doğru
söyle, yalan söyleme ve yalana benzeyen gerçeği de söyleme. Çünkü
bir gerçek ki yalana benzer, o anda yalan olmuş olur. Uygunsuz söz söyleme Ey oğul! Sözü yerine uygun olarak söyle, uygunsuz söz söyleme.
Çünkü beğenilen sözün hem söyleyene yararı var, hem de işitenin
canına can bağışlar. Uygunsuz söz ise söyleyene
zarar verir, işitenin de gönlüne hoş gelmez. Sözünün başına sonuna dikkat et Ey oğul! Sözünün başına ve sonuna dikkat et. Birisine
bir şey söyleyecek olursan yüzüne karşı söyle, arkasından
konuşma. Böylece sözü bilerek söyleyenlerden olursun. Çünkü
lafını bilmeden konuşan kişi, açık ve anlaşılır
konuşan papağana benzer. Papağan sarfettiği sözden
habersizdir. Papağan gibi olanlara, "konuşur, fakat konuşmasını
bilir" demezler. Öyleyse" konuşan ve konuşmasını
bilen odur ki, konuştuğu zaman kim olursa olsun ondan bir
şey anlasın. Böyle olmayana insan demezler, çünkü böyleleri
insan suretinde hayvandır. Yeri değilse sözü harcama Ey oğul! Söz yüce bir şeydir, sen de sözü yüce bil. Çünkü
söz gökten gelmiştir, onun için azizdir. Bu aziz sözün
yerini bulunca bildiğinden sakınma. Ve yeri değilse sözü
harcama, tâ ki sözün zayıf olmasın, aklına ve bilgine
zarar gelmesin. Yok yere, anlamsız iddiada bulunma. Bir ilimden
habersizsen, o ilimle ilgili iddiada bulunma. Dilediğini o bilmediğin
ilimle elde edemezsin, ama bildiğin ilimle ne gerekse elde edersin. Kendinden büyük söyleme Ey oğul! Bilmenin sana ne yaran, ne zararı olmayan sırrı
öğrenmeye heveslenme ve sırnnı kimseye söyleme. Birkaç Önce düşün, sonra söyle Ey oğul! Birisinden işittiğin sözü dinle, fakat o sözle
çabuk hareket etme. Ne söylesen, önce düşün, sonra söyle, tâ
ki o sözünden sonra pişman olmayasın, çünkü derhal söylemenin
bir şekli var: Ya yarar, ya zarar. Ama düşünüp söylemek iki
şekildir: Birisi budur ki, o sözün zararlıysa düşünmekle
anlarsın, o zararlı işten sakınırsın. Birisi
de budur ki: yararlısını doğru bilirsin, çekinmeden o
yararlı şeyi elde etmeğe gayret edersin. Çok bilgili, az sözlü ol Ey oğul! Nerede olursan çok bilgili ve az sözlü ol. Demişlerdir
ki: Susmak ikinci sağlıktır. Çünkü çok kişi sağ
yürürken sözü yüzünden hasta olur. Az söylemek ve öz söylemek akıl
nişanıdır. Çok söylemek bilgisizlik nişanıdır.
Çünkü bir kişi ne kadar akıllı ve kâmil olsa da, ne
zaman çok sözlü olursasözleri hep yerinde olsa bileayak takımı
arasında adı beyinsiz olur. Eğer cahil ve sıradan biri
de olsa, ne zaman susmuştur ve konuşmaz, sıradan kişiler
onu akıllı ve hünerli kişilerden sayarlar. Kendi kendini övme Ey oğul! Ne kadar temiz gönüllü, ne kadar iyi kalbli isen de
kendini övücü olma, kişi kendine iyiyim diye şahitlik ederse
şahitliği geçmez. Çünkü şahitliği kendin için
yaparsan onu dinlemezler. Çalış ki, seni başkaları övsün.
Kendi kendini övme. Halkın sözünü işit, kabul et Ey ciğerköşem! Gücün yettikçe söz dinlemekten ürkmemeye çalış.
Çünkü halk söz dinlemekle söz ehli olur. Buna delil şudur: Bir
çocuk doğunca yer altında bir kubbede besleseler, süt
emzirseler ve anasıyla dadısı yanında hiç konuşmasalar,
o çocuk büyüdüğü zaman dilsiz ve sağır olur. Ama orada
iki çocuk olsa ve hiçbir söz işitmeseler, ikisi birbiriyle konuşmakla
bir dil oluştururlar ve o dili de ancak ikisi bilir, başkaları
bilmez. Öyleyse halkın sözünü işit ve kabul et. Özellikle
geçmiş beylerin ve bilgelerin sözlerini can kulağıyla
dinlemek ve itimat etmek gerek. Nuşirevan'dan altın öğütler * Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gittiğini
gören insan halden hale dönmesine üzülmesin. Yani sevinç gidip üzüntü
gelirse, üzüntü gidip sevinç gelirse, önem vermesin. * Becereksiz kişiyi dost tutunmasınlar,
becereksiz kişi ne dostluğa yarar, ne düşmanlığa. * İnsan, bir işi bir defa yapıp sonra pişman
olmuşsa, bir daha o işi yapmasın. * Dostlarına düşman olan birisine niçin dost
densin? * Kendini bilge sanan bilgisizden sakın. * Kendi nefsine haksızlık etme, güç eyleme.
Yani nefsine elinden gelmeyecek işler buyurma. * Doğru söylemek acıdır, ama sen doğru
söyle. * Düşmanının sırrını
bilmesini istemiyorsan, dostuna da sırrını söyleme. * Büyüklere küçük gözüyle bakma, çünkü büyükleri
küçük görmek büyük ziyan getirir. * Değersiz kişileri ölmüş bil, onları
diri sayma. * Beraberindeki kişilerden bir şey ummaktansa ölümü
yeğ gör. * Himmetsiz kişinin ekmeğini yemektense, aç ölmek
daha iyidir. * Kuşkunun yolunu yüz yerden bağlayacak olsan
da, tecrübe etmediğin kişiye güvenme. * Kendinden aşağı hısımlarına
muhtaç olmaktan büyük dert yoktur. * Kişinin, bilmediği şeyi iddia edip başaramamasından
ve yalancı olmasından büyük ayıp yoktur. * Elinden geldiği halde, kendisinden istenen bir işi
bitirmeyen kişiden daha cimri kimse yoktur. * Bir kişi senin aleyhinde bir söz söylese ve
birisi de dostum diye o sözü sana yetiştirse, sen bu dostunu ondan
beter düşman bil. Çünkü o düşman, arkandan konuşur,
dostun ise yüzüne karşı söyler. * Lüzumsuz yerlere göz dikmekten ve kulak vermekten daha
büyük dert olmaz. * İnsan her şeyi bilgisizlerin şerrinden
saklayabilir, ama bilgisini kendi şerrinden saklayamaz. * Halkın, senin iyiliğini söylemesini
istiyorsan, kimsenin kötülüğünü söyleme. * Dostlarının az olmasını istemiyorsan
kindar olma. * Dünyada zahmet çekmemeyi, kolaylıkla ömür sürmeyi
istiyorsan, kendi işine bak, başkasının işine karışma. * Seni delilerden saymamalarını istiyorsan ele
geçmeyecek bir şeyi isteme. * Daima alnın ak, yüzün pak olmak istiyorsan,
utanmayı iş edin. * Aldanmamak istiyorsan, tecrübe edilmiş işleri
bırakıp tecrübe edilmemiş olanlara yapışma. * Mahcup olmak istemiyorsan, katkın olmayan yerden
bir şey götürme. * Perdenin yırtılmasını istemiyorsan,
kimsenin perdesini yırtma. * Arkandan gülünmesini istemiyorsan, elinin altındakileri
iyi besle. * Pişmanlıktan uzak olmayı istiyorsan gönül
arzusunu iş edinme. * Zeki kişilerden olmayı istiyorsan kendini başka
birinin aynasında gör. Yani bir kişinin yaşantısına
bak, yaptığı iş iyi midir, kötü müdür? Eğer
ondaki gibi sende de kötü bir iş varsa, bilirsin ki bu işlediğin
iş kötüdür ve iyi işi de kendinde görürsün. Böylece işinin
iyisini kötüsünü göstermek için o kişi sana ayna olmuş
olur. * Korkusuz olmayı istiyorsan, halkla kavga etme,
onları inciticilerden olma. |