|
İslam Büyüklerinden GENÇLİĞE SESLENİŞ |
|
ÖNSÖZ Kitabın kapağına "Hazret-i Âdem'den Günümüze
Ey Oğul!" yazmamız gerekirdi belki. Çünkü hemen her
paragraf "Ey oğul!" hitabıyla başlar. Fakat kitabı
size İslâm Büyüklerinden Gençliğe Sesleniş adıyla
takdim ettik. Önce "Neden bu isim?" sualine cevap bulalım.
Bir kere "öğüt" insanlığın ortak malıdır.
Zamanla dil ve ifade değişse de, öz aynıdır. Çünkü
dünya kuruldu kurulalı insan eğitiminde aşağı
yukarı aynı ölçüler esas alınmıştır. İlk insandan günümüz insanına kadar her
anne-baba çocuklarını hayata hazırlama gayretindedir ve
onu bir eğitime tabi tutar. İnsanın eğitimi ise belli
bir yaşla sınırlı tutulacak kadar dar çerçeveli değildir;
öyle ki dünyaya gözünü açıp kapayıncaya kadar eğitim
devam eder. İnsan yetiştirmede gözden uzak tutulmaması
gereken ve hiç eskimeyen metod "öğüt'tür. "Nasihat,
ders, vaaz, hatırlatma" kelimeleri ile de ifade edilebilen öğüt,
insan yaratılışına uygun bir tarzdır. Yaratılışa
uygun olduğunu da bir adı "öğüt" olan Kur'ân-ı
Kerimden öğreniyoruz. Kur'ân metodu Meselâ, Cenab-ı Hak, peygamberi Nuh Aleyhisselâma,
"Cahillerden olmayasın diye Ben sana öğüt veriyorum"
buyuruyor. (Hud Sûresi, 46) Allah, insanlara rehber olarak gönderdiği
peygamberleri seçtikten sonra eğitiyor ve İlâhî öğütler,
o peygamber hayatta oldukça devam ediyor. Kendilerine müstakil kitap gönderilen
peygamberlerin kitaplarında bu öğütler bir bütün halinde
mevcuttur. Bunun bir örneğini Musa Aleyhisselâmda görüyoruz:
"Biz Musa'ya verdiğimiz Tevrat
levhalarında öğüt olarak her şeyi yazdık."
(Araf Sûresi, 145.) İnsanlara İslâmı ulaştırmada,
sonsuz mutluluk sırlarını sunmada Cenab-ı Hakkın
Peygamber Efendimize (a.s.m.) tavsiyesinde de "öğüt"
metodunu görüyoruz: "İnsanları, Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel
öğütlerle davet et." (Nahl Süresi, 125.) "Onlara öğüt ver ve kendilerini ıslâh
etmeleri hususunda tesirli bir söz söyle." (Nisa Sûresi, 63.) Öğüdün Kur'ânî bir eğitim metodu olduğunu
Lokman Aleyhisselâmın şahsında görüyoruz. Kitabın
başında da bir bölüm halinde yer aldığı gibi,
Lokman Sûresinde, "Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti
ki: Oğul (Ey oğul!)..." tarzındaki üslûp bunun güzel
bir örneği mahiyetindedir. Peygamber metodu Kur'ân'dan sonra öğüdün bir insan yetiştirme
yolu olduğunu hadis-i şeriflerde de görüyoruz. Kendisini,
"bir eğitimci", "bir öğütçü" olarak
vasfeden Efendimiz (a.s.m.), üç kere üst üste "Din öğüttür"
gerçeğini hatırlatıyor ve aynı zamanda öğüt üslûbunu
kullanmamızı tavsiye ediyor: "Bir kişi din kardeşinden
öğüt isterse, ona öğüt versin" buyuruyor. (Müsned,
4:259) Kitabın baş kısmında da dikkatinizi çekeceği
gibi Peygamber Efendimiz, Hz. Enes ve Hz. Abdullah bin Abbas gibi küçük
yaşta hizmetine giren sahabilere, "Ey oğul!" şeklinde
öğüt veriyor, fiilî olarak bu tarzı gösteriyordu. Çalışmanın seyri İlk çalışması dört sene önceden başlayan
bu araştırmamız zaman içinde gelişerek şekillendi.
Araştırmamızda dikkate aldığımız cihet,
"İslâm eğitim tarihinde ey oğul öğütleri"
şeklinde başladı. Önce bu konunun pîri olan İmam-ı
Gazâlî'nin Eyyühe'l-Veled kitabının çeşitli tercümelerinden derlemeler yaptık. İmam-ı Gazâlî'den
önce "Ey oğul!" tarzında yazılmış öğüt
kitapları varsa da, İslâm tarihi boyu geniş halk kitlesi
tarafından meşhur olan Eyyühe'l-Veled'tir. Zaten Ebû Hüreyre
Hazretlerinin öğütleri de bu eserin içinde bulunmaktadır. "Bu öğüdün kaynağı Kur'ân ve
hadiste var mı?" derken, Lokman Hakîm'in başta Kur'ân-ı
Kerim olmak üzere, âyetlerin tefsirlerinden derleme ve tercümelere doğru
gittik. İmam-ı Gazâlî'den başka diğer âlimlerin
kitaplarından bu tarzda nasihatlerin araştırması esnasında,
Allah'ın bir lütfü olarak, karşımıza birbirinden güzellikte
öğütler çıktı. Artık kütüphanelere bu gözle
bakmaya başlıyordum. Elime aldığım her kitapta
"Aradığın bende de var" diye mesajlar alıyordum
sanki... İmam-ı Ali'nin (r.a.) hutbe ve sözlerinin
derlendiği Nehcü'l-Belâğa´dan. Abdülkadir Geylânî
Hazretlerinin Fethü'r-Rabbani´sine, Hazret-i Mevlânâ'nın
Mesnevisinden İbrahim Hakkı Hazretlerinin Mdrifetnâme'sine,
İmam-ı Rabbanî'nin Mektubatından Şair Nâbî'nin
Hayriye'sine, Mercimek Ahmed'in Kabusnâme'sinden Üstad
Bediüzzaman'ın
Mesnevî-i Nuriye'sine varıncaya kadar bütün eserleri hep bu
açıdan incelemeye başladım. Kaynak olarak ulaştığımız bütün
bu eserlerin ortak özelliği ya tercüme oluşu, ya sadeleştirilmiş
oluşuydu. Bunun yanında gerek tercüme metinleri, gerekse sadeleştirilmiş
metinleri olduğu gibi nakletmek mümkün olmuyordu. Daha rahat anlaşılması
ve her seviyeden okuyucunun istifadesinin kolaylaşması için bazı
tasarruflarda bulunma yoluna gittik. Ancak, bizzat tercüme ettiğimiz metinlerde
olsun, üslûp bütünlüğünü aradığımız
metinlerde olsun, mânâyı ve özü kaybetmemeye çalıştık. Neden "ey kızım" değil? Burada bazı okuyucularımızın zihninde
belirmesi muhtemel bir istifhama da açıklık getirmeye çalışalım:
O da, "Bu kitaplarda hitap neden sadece 'Ey oğul!' tarzındadır;
'Ey kızım!' şeklinde bir hitabın bulunmayışının
sebebi nedir?" Her şeyden önce İslâm âlimlerinin bu tarzı
tercih et-melerinin sebebi, Kur'ân-ı Kerimi örnek almalarıdır.
Hazret-i Lokman'ın oğluna öğüt veriş tarzı bu
şekilde bir üslûbun gelişmesine sebep olmuştur. Gerek Kur'ân'daki öğütlere, gerekse Kur'ân'ı
taklit ederek yazılan bu eserlerdeki öğütlere baktığımızda,
bu öğütlere sadece erkeklerin değil, kadın-erkek ayrımı
gözetmeden her yaştaki insanın ihtiyacının olduğu
görülecektir. Zaten Kur'ân'ın muhatabı kadın-erkek bütün
insanlıktır. Bu vesile ile şu hususu da ifade etmeden geçmeyelim.
Günümüz Türkiye'sinde mazisinden koparılmış bir neslin
canhıraş inleyişi kulaklarımızı tırmalıyorsa,
bu durum, vahye savaş açmış Batı kaynaklı bir eğitimin
meyvesinden başka bir şey değildir. "Bana öğüt
verme, para ver" anlayışıdır ki, koca bir nesli
özünden ve değerlerinden mahrum yaşatmıştır.
"Öğüt" almayı zül telâkki eden anlayış,
her türlü yolsuzlukların ayaklarımıza dolaşması
neticesini üretmiştir. Bunun içindir ki, bu eserin özellikle
gençlerimizin başucu kitabı olacağı ümidindeyiz.
Esasen kendim araştırırken ve yazarken çok istifade ettim.
Bu çalışmamız, ahlâklı, iffetli, edepli ve efendi
bir neslin yetişmesine yardımcı olacaksa çok sevineceğim.
Başan Allah'tandır. Mehmed
PAKSU Bahçelievler
-1995
|