| RİBÂ (FÂİZ) İLGİLİ HADİSLER |
|
- İbnu
Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) ribâyı (fâizi) yiyene de, yedirene de lânet etti." Müslim, Müsâkât
25, (1579); Ebu Dâvud, Büyû 4, (3333); Tirmizî, Büyû 2, (1206);
İbnu Mâce, Ticârât 58, (2277). Ebu Dâvud ve
Tirmizî'nin rivayetlerinde şu ziyade vardır: "(Fâiz
muâmelesine) şâhitlik edenlere de bu muâmeleyi yazana da..." - Ebu Hüreyre
(radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "İnsanlar öyle bir devre ulaşacak
ki, o zamanda ribâ yemeyen kalmayacak. Öyle ki, (doğrudan) yemeyene
buharı ulaşacak." Bir rivayette
"...tozu ulaşacak" denir. Ebu Dâvud, Büyû
3, (3331); Nesâî, Büyû 2, (7, 243); İbnu Mâce, Ticârât 58,
(2278). - Amr
İbnu'l-Ahvas (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz.
Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i Veda Haccı sırasında
dinledim, şöyle diyordu: "Haberiniz olsun, câhiliye devrindeki
bütün ribâlar kaldırılmıştır, ödenmeyecektir.
Sadece verdiğiniz ana parayı alacaksınız. Böylece ne
zulmetmiş olacaksınız ne de zulme uğramış
olacaksınız. Haberiniz olsu cahiliye devrindeki bütün kan dâvaları
kaldırılmıştır. Kaldırdığım
ilk kan dâvası da el-Hâris İbnu Abdilmuttalib'in kan dâvasıdır.
Bu kimse, Benû Leys'te süt anadaydı. Hüzeyl onu öldürmüştü.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): Yârabbi tebliğ ettim mi?
dedi. Cemaat: Evet tebliğ ettin dediler ve üç kere tekrarladılar.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): Yârabbi Şahid ol! dedi ve
üç kere tekrar etti." Ebu Dâvud, Büyû
5, (3334). Hattâbî der
ki: "Ebu Dâvud, hadisi şu şekilde, yani "Haris İbnu
Abdilmuttalib'in kan dâvası..." diye rivayet etmiştir.
Halbuki diğer kitaplarda: Rebî'a İbnu'l-Haris İbni
Abdilmuttalib'in kan dâvası şeklinde rivayet edilmiştir. - Hz.
Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Mirac gecesi, bir kavme uğradım
ki, karınları evler gibi iri idi. Bu karınların içi yılanlarla
dolu idi ve yılanlar dışardan gözüküyorlardı. Ben:
"Ey Cibril bunlar kimlerdir?"diye sordum. "Bunlar faiz
yiyenler!" dedi." - Hz.
Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Faiz
yetrniş çeşit günaha sebeptir. En hafifi kişinin anasıyla
zina yapması gibidir." -
Abdullah (İbnu Mes'ud) radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Faiz
yetmişüç kapı (çeşit)dir: ' - Hz. Ömer
radıyallahu anh anlatıyor: "En son inen ayet, faizle ilgili
olan ayettir. Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm onu bize açıklamadan
vefat etti. Öyleyse faizi de faiz
şüphesi olan muameleyi de bırakın." - Süleyman
İbnu Yesar (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ebu Hüreyre
(radıyallahu anh) Mervân İbnu'l-Hakem'e: -Sen faiz
ticaretini helâl kıldın dedi. Mervan: -Ne yapmışım?
diye sordu. Ebu Hüreyre tekrar: -Sen sened
satışını helâl addetmişsin. Halbuki Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm), tam olarak kabzedilmezden önce yiyecek satışını
yasakladı, dedi. Râvi der ki: "Bu konuşma üzerine Mervan
halka hitap ederek sened satışını yasakladı."
Süleyman ilâve etti: "Ben muhafızların bu senedleri, halkın
elinden topladıklarını gördüm." Müslim, Büyû
40 (1528). - İbnu
Abbâs (radıyallahu anh)'ın naklettiğine göre Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Ödemenin,
karnındakinin doğumuna tehiri riba (faiz)dır." Nesâî, Büyû
67, (7, 293). - Ebu
Cuheyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm kan mukabilinde alınan semenden, köpek semeninden, fuhuş
kazancından men etti. Dövme yapanı, dövme yaptıranı,
faiz yiyeni,
faiz
yedireni ve musavvirleri lanetledi." Buhari, Büyü'
113, 25, Talâk, Libas 86, 96; Ebu Davud, Büyü' 65, (3483). - Ubeyd
İbnu Umeyr babası radıyallahu anh'tan anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir adam kebâirden sormuştu,
şöyle cevap verdiler: "Onlar
dokuzdur!" buyurdular ve saydılar: "Şirk, sihir, insan
öldürmek, faiz
yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, namuslu kadınlara
iftirada bulunmak, anne ve babaya haksızlık, kıbleniz olan
Beytu'l-Haram (da masiyet işlemey)i sağlığınız
veya ölümünüzde helal addetmek." Ebu Dâvud,
Vesâya 10, (2875); Nesâi, Tahrim 3, (7, 89). - Semüre
İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm) sık sık: "Sizden bir rüya gören
yok mu?" diye sorardı. Görenler de, O'na Allah'ın dilediği
kadar anlatırlardı. Bir sabah bize yine sordu: " Sizden
bir rüya gören yok mu ?" Kendisine: "-
Bizden kimse bir Şey görmedi!" dediler. Bunun üzerine: " Ama
ben gördüm" dedi ve anlattı: "Bu gece bana iki kişi
geldi. Beni alıp
haydi yürü! dediler. Yürüdüm. Yatan bir adamın yanına
geldik. Yanıda biri, elinde bir kaya olduğu halde başucunda
duruyordu. Bazan bu kayayı başına indirip onunla başını
yarıyordu, taş da sağa sola yuvarlanıp gidiyordu. Adam
taşı takip ediyor ve tekrar alıyordu. Ama, başı
eskisi gibi iyileşinceye kadar vurmuyordu. İyileştikten
sonra tekrar indiriyor, önceki yaptıklarını aynen
yeniliyordu. Beni getirenlere: - Sübhânallah
! nedir bu ? dedim. Dinlemeyip: - Yürü! Yürü! dediler. Yürüdük,
sırtüstü uzanmış birinin yanına geldik. Bunun da yanında,
elinde demir kancalar bulunan biri duruyordu. Adamın bir yüzüne
gelip, çengeli takıp yüzünün yarısını ensesine
kadar soyuyordu. Burnu, gözü enseye kadar soyuluyordu. Sonra öbür
tarafına geçip, aynı şekilde diğer yüzünün
derisini de ensesine kadar soyuyordu. Bu da, yüz derileri iyileşip
eskisi gibi sıhhate kavuşuncaya kadar bekliyor, sonra tekrar önce
yaptıklarını yapmaya başlıyordu. Ben burada da: - Sübhanallah,
nedir bu? dedim. Cevap vermeyip: - Yürü ! Yürü
! dediler.
Beraberce yürüdük. Fırın gibi bir yere geldik. İçinden
birtakım gürültüler, sesler geliyordu. Gördük ki, içinde bir kısım
çıplak kadınlar ve erkekler var. Aşağı taraflarından
bir alev yükselip onları yalıyordu. Bu alev onlara ulaşınca
çığlık koparıyorlardı. Ben yine dayanamayıp:
- Bunlar kimdir? diye sordum.
Bana cevap vermeyip: - Yürü ! Yürü
! dediler.
Beraberce yürüdük. Kan gibi kırmızı bir nehir kenarına
geldik. Nehirde yüzen bir adam vardı. Nehir kenarında da yanında
bir çok taş bulunan bir adam duruyordu. Adam bir müddet yüzüp kıyıya
doğru yanaşınca yanında taşlar bulunan kıyıdaki
adam geliyor, öbürü ağzını açıyor bu da ona bir taş
atıp kovalıyordu. Adam bir müddet yüzdükten sonra geri dönüp
adama doğru yine yaklaşıyordu. Her dönüşünde ağzını
açıyor, kıyıdaki de ona bir taş atıyordu. Ben
yine dayanamayıp: - Bu nedir? diye sordum.
Cevap vermeyip yine: - Yürü ! Yürü
! dediler.
Beraberce yürüdük. Çok çirkin görünüşlü bir adamın yanına
geldik. Böylesi çirkin kimseyi görmemişsindir. Bunun yanında
bir ateş vardı. Adam ateşi tutuşturup etrafında dönüyordu.
Ben yine: - Bu nedir? diye sordum.
Cevap vermeyip: - Yürü ! Yürü
! dediler.
Beraberce yürüdük. İri iri ağaçları olan bir bahçeye
geldik. İçerisinde her çeşit bahar çiçekleri vardı. Bu
bahçenin içinde çok uzun boylu bir adam vardı. Semaya yükselen başını
neredeyse göremiyordum. Etrafında çok sayıda çocuklar vardı.
Ben yine: - Bunlar kimdir? dedim. Cevap vermeyip: - Yürü ! Yürü
! dediler.
Beraberce yürüdük. Ulu bir ağacın yanına geldik. Ne
bundan daha büyük, ne de daha güzel bir ağàç hiç görmedim.
Arkadaşlarım: - Ağaca
çık ! dediler.
Beraberce çıkmaya başladık. Altun ve gümüş tuğlalarla
yapılmış bir şehre doğru yükselmeye başladık.
Derken şehrin kapısına geldik. Kapıyı çalıp
açmalarını istedik. Açtılar ve beraberce girdik. Bizi bir
kısım insanlar karşıladı. Bunlar yaratılışça
bir yarısı çok güzel, diğer yarısı da çok çirkin
kimselerdir. Sanki böylesine güzellik, böylesine çirkinlik görmemişsindir.
Arkadaşlarım onlara: - Gidin
şu nehire banın! dediler. Meğerse
orada açıkta bir nehir varmış. Suyu sanki sâfi süttü,
bembeyaz. . . Gidip içine banıp çıktılar. Çirkinlikleri
tamamen gitmiş olark geri geldiler. İki tarafları da en güzel
şekli almıştı. Beni dolaştıran
arkadaşlarım açıkladılar: - Bu gördüğün,
Adn cennetidir. Şu da metin makamındır. Gözümü çevirip
baktım. Bu bir saraydı, tıpkı beyaz bir bulut gibi. - Beni
gezdirin, içine bir gireyim! dedim. - Şimdilik
hayır! Amma mutlaka gireceksin, dediler. Ben: - Geceden
beri acaip şeyler gördüm, neydi bunlar? diye sordum. - Sana
anlatacağız, dediler ve anlattılar: - Taşla
başı yarılan, o ilk gördüğün adam, Kur'ân'ı
atıp reddeden, farz namazlarda uyuyup kılmayan kimsedir.
Ensesine kadar yüzünün derileri, burnu, gözü soyulan adam, evinden çıkıp
yalanlar uydurup, etrafa yalan saran kimsedir. Fırın gibi bir
binanın içinde gördüğün kadınlı erkekli çıplak
kimseler, zina yapan erkek ve kadınlardır. Kan nehrinde yüzüp
ağzına taş atılan adam fâiz
yiyen adamdır. Ateşin yanında durup onu yakan ve etrafında
dönen pis manzaralı adam, cehennemin, ateşin bekçisidir. Bahçede
gördüğün uzun boylu adam İbrahim (aleyhissalâtu vesselâm)'di.
Onun etrafındaki çocuklar ise, fıtrat üzere (bûluğa
ermeden) ölen çocuklardır. " Cemaatten
biri hemen atılarak: "- Ey
Allah'ın Resülü! Müşrik çocukları da mı`?"
diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm): " Evet, dedi, müşrik çocukları da." ve anlatmaya devam
etti: " Yarısı
güzel yarısı çirkin yaratılışlı olan
adamlara gelince, bunlar iyi amellerle kötü amelleri birbirine karıştırıp
her ikisini de yapan kimselerdir. Allah onları affetmiştir." Buharî, Tà'bir
48, Ezân (Sıfatu's-Sal t) 156, Teheccüt 12, Cenâiz 93, Büyü
2. Cihâd 4, Bedül-Halk 6, Enbiya 8, Tefsir, Ber et 15, Edeb 69; Müslim
23, (2275); Tirmizî, Rü'ya 10, (2295). |