İHRAM'A
GİRMEK
Önce
"İhram" kelimesi üzerinde duralım. Lûgat'ta ihram: "Ayaklar
altına alınamayan bir hürmete girdi" manasına gelen "Ahreme"
fiilinin masdarıdır. İhrama girene "Haram" denir ki
"İhrama girmiş" manasınadır. Sıhhat'ta da böyle
denilmiştir. Şer'an ihram; hususi bir takım hürmetlere girmek,
yani onları iltizam etmektir."(80) İhram'a girmenin rüknü;
niyyet ve telbiye'dir. Bu ikisinin bir arada bulunması gerekir. Telbiye
yapar, niyyet etmezse ihrama girmiş olmaz. Hanefi fûkahası; niyetle
telbiyenin arasının açılamıyacağını,
ikisinin bir arada bulunması gerektiğini esas almıştır.
Nitekim Husâm-ı Şehid'in; "İhrama niyetle girilir, ama bu
telbiye ederek olur. Nasıl ki namaza niyetle girilir, ama tekbir almak
şartı iledir. Sadece tekbirle girilmez" hükmü mutemed kavil
olarak beyan edilmiş. Yani; nasıl namaza niyet ve iftitah tekbiri ile
başlanırsa; hacc ve umre'ye de; mikatlarda ihrama girerek başlanır.
İhram'a girmek de; niyyet ve telbiye ile olur.
Mükellef ihram'a girmeye niyyet ettiği zaman; gusül abdesti veya abdest
alır. Resûl-i Ekrem (sav)'in ihrama girmek için gusül abdesti aldığı
rivayet edilmiştir.(81) Ancak bunun temizlik niyyetiyle yapıldığı
esas alınmıştır. Nitekim İmam-ı Merginani; ihrama
girerken gusül abdesti almanın hükmünün, tıpkı cum'a namazına
giderken alınan gusül abdesti gibi olduğunu beyan ettikten sonra:
"İhram için gusül abdesti almak efdaldir. Zira temizliğin manası,
onda eksiksiz bir şekilde zuhur eder. Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav) de
bunu ihtiyar etmiştir"(82) buyurmaktadır. Gusül abdestini aldıktan
sonra; temiz bir izâr ve ridâ giyer!. Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in (İhramı
esnasında) izâr ve ridâ giyindiği bilinmektedir.(83) Dikişli
elbise giyilmesi menedilmiştir. Avretini örtmesi sıcak ve soğuktan
korunması için, belden aşağısını izâr'la, belden
yukarısını da ridâ ile örter. Feteva-ı Hindiyye'de: "Avret
yerlerinin örtülmesi şartı ile, ihramın bir parçadan ibaret
olması caiz olur. Tatarhaniyye'de de böyledir. İzâr; göbekten
dizkapağına kadar olan yeri örten bir peştemaldır. Ridâ
ise; sırta, omuzlara ve göğüse örtülen havludur. İzâr göbeğin
üstüne bağlanır. İhramı iğne ile tutturmak veya iple
bağlamak kötü bir iştir. Ancak böyle yapan kimseye de birşey
gerekmez. Bahru'r Raik'te de böyledir. İhrama giren kimse; ridâ'sını
sağ omuzunun altından alır ve sol omuz başına kor, böylece
sağ omuzu açıkta kalır. Hizanetü'l Müftin'de de böyledir"(84)
hükmü kayıtlıdır.
Hz. Cabir (ra)'den rivayet edilmiştir ki; "Resûl-i Ekrem (sav) "Zül'l-Huleyfe"de
ihrama girdikten sonra iki rek'at namaz kıldı."(85) Dolayısıyla
mükellef, ihrama girdikten sonra iki rek'at namaz kılar ve şöyle
der;
"Allâhümme innî ürîdül
hacce feyesirhü lî vetekabbelhü minnî"
Manası: "Allah'ım!..
Ben haccetmek istiyorum, niyetim budur. Bunu bana kolay kıl ve benden kabul
buyur".
Hacca niyet eden kimse bunu söyler.(86)
Eğer "Umre'ye" niyet ederse, hacc yerine umreyi söyler!.. Daha
sonra Telbiye getirir. Telbiye'den murad şu duayı okumaktır;
"Lebbeyk Allâhümme lebbeyk;
lebbeyke lâ şerikeleke lebbeyk, innelhamde venni'mete leke vel'mülke lâ
şerîkeleke"
Manası: "Emrine hazırım!..
Allah'ım, emrine hazırım!.. Emrine hazırım, senin
kat'iyyen şerikin (ortağın) yoktur!.. Emrine hazırım!..
Şüphe yok ki; hamd da, nimet de, mülk de, sadece sana mahsustur.
Kat'iyyen Senin ortağın yoktur."
İhrama niyyet etmeden; sadece telbiye söyleyen kimse "Muhrim"
olmaz. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir.(87) Zira ibadet; ancak niyyet
ile hasıl olur.(88) Hem niyyet eden, hem de telbiye getiren mükellef
"Muhrim" durumdadır. Namazlarının sonunda, yüksek bir
yere çıktığı, bir vadiye indiği veya bir kafile ile
karşılaştığı zaman telbiye getirir. Ayrıca
seher vakitlerinde yüksek sesle telbiye duasını okur.(89) Hanefi fûkahası;
her durum değişikliğinde telbiye'nin yüksek sesle (Fakat, gırtlağı
zorlamadan) okunmasının müstehab olduğu hususunda ittifak etmiştir.