KENDİ
YERİNE BAŞKASINI HACCA GÖNDERMEK
Bilindiği gibi hacc ibadeti; hem mali, hem de bedeni olan "Mürekkep"
bir ibadettir. Dolayısıyla "üzerine hacc farz olan bir mükellef;
vücût sağlığı noktasından aciz hale gelirse nasıl
amel edecektir?" suali çerçevesinde, farklı ictihadlar ortaya çıkmıştır.
Hanefi fûkahası: "Mükellef; hacc ibadetini bizzat edâ etme
hususunda acze düşerse, vekâlet (bedel) caiz olur. Ancak kudreti olursa
caiz olmaz. Kendi yerine bir başkasını hacca göndermenin cevazı
için; ölüm veya ölene kadar acizliğin devamı şart kılınmıştır."(293)
hükmünde ittifak etmiştir. Dürri'l Muhtar'da: "Zikredilen acz
şartı farz olan hacc içindir. Nafile için değildir" hükmü
kayıtlıdır. İbn-i Abidin bu metni şerhederken: "Acz
şartı farz hacc içindir. Çünkü Lübab'tan naklen yukarıda söylediklerimizden
biliyorsun ki; şartların hepsi farz hacc için şarttır.
Nafile hacc için değildir. Nafile hacc için; İslâm, akıl ve
temyiz'den başka şart yoktur. Yukarıda beyan edildiği
vecihle, kiralanmamış olmak da şarttır"(294) hükmünü
zikreder. Şimdi hacc'da niyabetin (vekâletin) caiz olmasının
şartları üzerinde duralım.
Hacc ibadetinde niyabetin (Vekâlet'in) caiz olmasının şartları
şunlardır:
Birincisi: Kendi adına hacc yapılacak
olan mükellef; malı olduğu halde bizzan haccı edâ etmekten aciz
olmalıdır.
İkincisi: Kendi adına hacca vekil gönderen
mükellef'in bu aczinin, ölüm anına kadar devam etmesi şarttır.
Bedai'de de böyledir. Hasta iken kendi adına bir başkasını
hacca gönderen mükellef; bu hastalık sebebiyle ölürse, yapılan
hacc caiz olur. Ancak bu hastalıktan kurtulursa ve sıhhat bulursa;
hacc hükümsüz kalır, tekrar hacca gitmesi icabeder.
Üçüncüsü: Hacca bedel gönderen kimsenin;
bedel olarak (Niyabeten) giden kimseye, kendisi için haccetmesini emretmiş
olmalıdır. Herhangi bir emir sözkonusu olmadan haccetmek caiz olmaz.
Ancak varis olan kimselerin, varisi oldukları şahsın emri olmaksızın,
onun adına bir başka şahsı hacca göndermeleri caizdir.
Dördüncüsü: Hacca vekil olarak gönderilen
kimsenin ihrama girerken niyyet etmesi gerekir. Bu niyyet esnasında efdal
olan o kimsenin,
"Allahümme innî ürîdül hacce
feyessirhü lî vetekkabbelhü minnî ve min fülâmin"
"Yâ Rabbi, ben Haccetmek istiyorum. Bunu
bana kolay kıl ve bunu benden ve fülândan kabûl et" demesidir. Ayrıca
telbiye getirirken "Lebbeyk an fülânin (Yani .......için telbiye ettim,
falan için ihrama girdim" demesi efdaldir.
Beşincisi: Me'murun (Bedel olarak hacca gönderilen
kimsenin) hacc ibadetini Amirin (Kendisini hacca gönderen kimsenin) malından
yapması esastır. Me'mur; Amir'in malı ile haccetmez de, kedi malı
ile haccederse, bu hacc bedel olmaz.
Altıncısı: Memur (Naib, bedel,
vekil) haccı binekli olarak edâ etmelidir.(295)
Kendi adına hacca bir başka mükellefi gönderen kimsenin; dikkat edeceği önemli hususların başında, "Hacc ibadetini en iyi bilen kimseyi" seçmek gelir. Feteva-ı Hindiyye'de: "Kirmani'de "Efdal olan hacc işlerini en iyi bileni göndermektir" denilmiştir. Bedel olarak gönderilen kimsenin; hür, akil ve bülûğa ermiş olmasıdır. Gayetü's Sürûci, Şerhu'l Hidaye'de de böyledir"(296) hükmü kayıtlıdır. Malûm olduğu üzere mükellef'in içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri tahsil etmesi farzdır.(297) Dolayısıyla gerek Amir (Haccın yapılmasını emreden kimse), gerek me'mur; bu konu ile ilgili bütün ilimleri tahsil etmek durumundadır.