KURBAN'IN
TARİF VE MAHİYETİ
Hac
ibadetinden sonra "Kurban'ı" ele almamızın sebebi,
vakit birliğidir. Molla Hüsrev "Udhiyye" babının girişinde:
"Bu babın Kitabû'l Hacc ile olan ilgisi, udhiyye'nin hacc günlerinde
kesilmesidir. Udhiyye kuşluk vaktinde kesilen hayvanın (Kurban'ın)
ismidir. Zira nahr günlerinde (Kurban Bayramı'nda) kesilen hayvan, kuşluk
vaktinde kesildiği için (Vaktin adı ile) "Udhiyye" olrak
isimlendirilmiştir"(317) buyurmaktadır. Kurban; arapça bir
kelime olup, (K-R-B) kökündendir. Lûgatta "Manen yaklaşmak, yakın
olmak ve müşavir olmak" gibi manalara gelir.(318) İslâmi ıstılâhta;
"Allahû Teâla (cc)'ya ibadet niyetiyle muayyen bir vakitte, hususi bir
hayvanı kesmeye kurban denir"(319) tarifi esas alınmıştır.
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kurban kesiniz!.. Zira kurban babanız Hz.
İbrahim (as)'in sünnetidir"(320) buyurduğu bilinmektedir.
Kurban; Hz. Adem (as) ile birlikte başlıyan "Tevhid Mücadelesi"nin
tarihine ait bir bayramdır. Mü'minlere Hz. İbrahim (as)'in ve Hz.
İsmail (as)'in teslimiyetini hatırlatır. Alemlere rahmet olarak gönderilen
Peygamberimiz Efendimiz (sav)'in Hz. İsmail (as)'in soyundan geldiği
bilinmektedir.(321) Şimdi kurban vakıasını Kur'an-ı
Kerim'den öğrenelim;
"(İbrahim): "-Ey Rabbim, bana
salihlerden (bir erkek evlât) ihsan buyur (diye dua etti)". Biz de ona (İbrahim'e)
çok uysal bir erkek evlât müjdesi verdik. Artık o (erkek evlât, babası
İbrahim'in) yanında koşmak çağına erince (babası)
"Oğulcağızım" dedi. "Ben seni rüyamda kurban
ederken görüyorum. Bak artık ne düşünürsün". (Oğlu)
Dedi ki: "-Sana Allahû Teâla (cc) ne emretmişse, onu aynen yerine
getir. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın"!.. Vaktaki
bu suretle ikisi de (Allah'ın emrine) ram oldular. (İbrahim) Onu alnı
üzere (kurban etmek için) yatırdı. Biz ona: "-Ya İbrahim,
rüyana (sana vahyettiğmiz emre) sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz
iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız" diye nidâ
ettik. Hakikat bu apaçık ve kat'i bir imtihandı. Ona büyük bir
kurbanlık fidye verdik. Sonra gelen (peygamberler ve ümmet)ler arasında
ona (iyi bir nam) bıraktık."(322)
Dikkat edilirse kat'i olan husus açıktır. Hz. İbrahim (as) Allahû
Teâla (cc)'nın emrine teslim olarak kendi öz oğlunu kurban etmeye,
Hz. İsmail (as) de Allah (cc) rızası için kurban olmaya razı
olmuştur. Kurban kesmek için bıçağına sarılan her mükellef
bu mahiyeti iyi tefekkür etmelidir. Bilindiği gibi "Teşrik günlerinde
alınan tekbirler", Hz. İbrahim (as), Hz. Cebrail (as) ve Hz.
İsmail (as)'in kurban anındaki tutumlarını ve
teslimiyetlerini beyan etmektedir.(323)
İmam-ı Azam Ebû Hanife (rh.a) ile İmam-ı Muhammed (rh.a);
"Kurban kesmek hürr, zengin ve seferi halde bulunmayan her mü'min üzerine
vaciptir" hükmünü beyan etmişlerdir.(324) Kur'an-ı Kerim'de:
"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes"(325) hükmü beyan
buyurulmuştur. Kadı Beyzavi bu Ayet-i Kerime'de geçen "Venhar"
hükmünün, nahr günlerinde kesilen kurbana delalet ettiğini esas almıştır.(326)
Müfessirlerden bir kısmı ise; bu Ayet-i Kerime'deki hitabın Resûl-i
Ekrem (sav)'e ait olduğunu beyan ederek, kurban hükmünün umumi olmadığını,
hususiyet belirttiğini kaydetmişlerdir. Esasen bu Ayet-i Kerime'nin mücmel
olduğunu ve "Venhar" hükmünü birçok manalara geldiğini bütün
ûlema kabul etmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim ki kurban kesmeye
mali kudreti bulunur da kesmezse, o kimse namazgâhımıza sakın
yaklaşmasın"(327) buyurduğu bilinmektedir. Bu Hadis-i Şerif'teki
"Namazgâhımıza sakın yaklaşmasın" hükmünü
esas alan Hanefi fûkahası, "Mezhebte zahir olan rivayet, kurbanın
vacip olduğudur" hükmünde ittifak etmiştir. İmam-ı
Yusuf (rh.a) indinde kurban kesmek "Sünnet-i Müekkede"dir.(328)
Hz. Cebele b. Süleym'den rivayet edildiğine göre, bir kimse İbn-i Ömer (ra)'e kurban kesmenin vacip olup-olmadığını sormuştur. İbn-i Ömer (ra) bu suale şu cevabı verir: "Resûl-i Ekrem (sav) ve bütün müslümanlar kurban kesmişlerdir". Aynı kimse suali tekrar edince: "-Anlamadın mı? Resûl-i Ekrem (sav) ve bütün müslümanlar kurban kestiler" buyurur.(329) İmam-ı Şafii (rh.a) Beyhaki'de yer alan: "Hz. Ebû Bekir (ra) ile Hz. Ömer (ra), kendilerini görenler vacip olduğunu zannederler korkusuyla kurban kesmezlerdi" haberini esas alarak, kurbanın vacip değil, sünnet-i Müekkede olduğunu beyan etmiştir.(330) İmam-ı Malik (rh.a) ve İmam-ı Ahmed (rh.a) indinde de kurban vacip değil, sünnettir. Dolasıyla bir mükellef kurban keserse sevap kazanır, ancak kesmezse günahkâr olmaz. Hanefi fûkahası; "kurbanın vücûbunun şartlarına haiz olan bir mükellef, kurban kesmezse günahkâr olur" hükmünde müttefiktir. İbn-i Ömer (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (sav) Medine'de kaldığı on yıllık zaman içerisinde, her yıl kurban kesmiş, hiç terk etmemiştir.(331) Ayrıca Hz. Zeyd b. Erkam (ra)'dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te sahabe-i kiram: "-Ya Resûlallah, kurbanlar nedir?" sualini tevcih etmiştir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav): "Babanız Hz. İbrahim (as)'in sünnetidir" buyurmuştur. Sahebe-i Kiram: "Bize kurban kestiğimizden dolayı ne kadar mükâfat vardır?" diye sordular. Resûl-i Ekrem (sav): "-Her kılına mukabil bir sevab vardır"(332) cevabını verdi. Sonuç olarak Resûl-i Ekrem (sav) Medine'de her yıl mutlaka kurbanı kesmiş ve mü'minlere de kesmelerini tavsiye buyurmuştur.