HACC'IN
TARİFİ VE ÖNEMİ
HACC'IN LÛGAT MANASI; "Muazzam bir şeye" gitmeyi
kasdetmektir. Buradaki "Muazzam bir şeye" kaydını
İbn-i Hümam meşhûr dil alimi İmam-ı Sikkit'ten naklederek
beyan etmiştir.(1) İslâmî Istılâhta; "Niyyet ederek
ihrama girmek, Kâbe-i Muazzama'yı usûlü dairesinde tavaf etmek ve vakti
mahsusunda vakfe yapmak gibi fiillere hac denir"(2) şeklinde tarif
olunduğu gibi "Dînî rükünlerden bir rüknü edâ etmek için, Kâbe'ye
gitmeyi kasdetmektir"(3) şeklinde de tarif edilmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de: "Şüphesiz ki, âlemler için çok feyizli ve
ayn-ı hidayet olmak üzere konulan ilk ev (Ma'bed) elbette Mekke'de olandır.
Orada apaçık alâmetler, İbrahim'in makamı vardır. Kim
oraya girerse (taarruzdan) emin olur. O'na bir yol bulabilenlerin, beyti hacc (ve
tavaf) etmeleri, Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim
küfrederse, şüphesiz ki Allah onlardan müstağnidir"(4) hükmü
beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkahası bu Ayet-i Kerimeyi ve Resûl-i
Ekrem (sav)'den gelen mütevatir haberleri esas alarak: "Hacc muhkem bir
farzdır. Farziyyeti kat'i delillerle sabittir. Haccın farz olduğunu
inkâr eden kâfir olur. Gücü yetenlere (Vücûbunun ve edâsının
şartı üzerinde bulunanlara) hayat boyu, sadece bir defa haccetmek
farzdır"(5) hükmünde ittifak edilmiştir.
İmam-ı Kasani; Hacc sûresinde yer alan: (Hz. İbrahim (as)'e
hitaben) "İnsanlar için haccı ilân et. Gerek yaya, gerek uzak
yoldan arık develerin üstünde (süvari) olarak sana gelsinler"(6)
şeklindeki hükm-i ilâhiyi esas alarak "Buradaki "İnsanlar
için haccı ilân et!." hükmü, Allahû Teâla (cc)'nın
insanlara haccı farz kıldığını beyan buyur, manasınadır.
Binaenaleyh Resûl-i Ekrem (sav)'den önce de, diğer ümmetlere hacc
ibadeti farz kılınmıştır"(7) buyurmaktadır. Mâlûm
olduğu üzere Mekke'de; Kâbe-i Muazzama'yı inşâ eden Hz. İbrahim
(as) ve oğlu Hz. İsmail (as)'dir. İbn-i Abidin: "Sahih olan
kavle göre hacc, dokuzuncu yılın sonlarında farz kılınmıştır.
Onu farz kılan âyet: "Allah için beyti haccetmek insanlar üzerine
borçtur" ayet-i kerimesidir. Bu ayet, heyetlerin geldiği dokuzuncu yılın
sonunda inmiştir"(8) hükmünü zikretmektedir.
İbn-i Abbas (ra)'dan rivayet olunan bir hadisde: "İbrahim (as) Kâbe'yi
bina edip tamamladıktan sonra kendisine: "-Hacc için insanları
davet et" emri verildi. İbrahim (as): "-Benim sesim onlara ulaşmaz"
dedi. AllahTeâla hazretleri: "-Sen davet et, sesini duyurmak bana aittir"
buyurdu. Bunun üzerine İbrahim (as): "-Ey
insanlar!.. Beyt-i Atiki haccetmeniz size farz kılınmıştır"
diye nida etti. Bu sözü yerle gök arasında bulunanların hepsi işitti.
Görmüyor musunuz? İnsanlar en uzak yerlerden icabet edip geliyorlar"
denilmiştir.(9)
Hanefi fûkahası; haccın sebebinin "Beytullah" olduğu
hususunda ittifak etmiştir.(10) İbn-i Abidin: "Sebebi beytullah'tır.
Buna delil, ayette "Beytin haccı" diye izah edilmesidir. Zira
esas olan, hükümleri sebeblerine izafe etmektir. Nitekim usûl-i fıkıh'ta
izah edilmiştir. Sebebi tekrarlanmayan bir vacip tekrarlanmaz. Bir de Müslim'in
sahihinde şu Hadis-i Şerif vardır: "-Ey insanlar!.. Size
hacc farz kılınmıştır. Öyle ise haccedin!." Bir
adam: "-Her sene mi ya Resûlullâh?" diye sordu, Resûlullâh (sav)
sustu. Hatta adam sualini üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Peygamber
(sav): "-Evet desem size vacib olur. Siz de güç yetiremezsiniz"
buyurdular. Nehir sahibi diyor ki: "Ayet tekrar lâzım gelmediğine
istidlâl için yetiyorsa da -Zira emrin tekrara ihtimal yoktur- neyf neyfin
muktezası ile isbat etmek daha uygundur"(11) hükmünü zikretmektedir.
Sahabe-i Kiram'dan bir zat Resûl-i Ekrem (sav)'e: "Ya Resûlullâh!.. Hacc
her sene midir, yoksa bir kere midir?" diye sual tevcih ediyor. Resûl-i
Ekrem (sav) cevaben: "-Hayır bir kere!.. Birden fazlası nafile (Tatavvû)'dir"(12)
buyurmuşlardır. Malûm olduğu üzere; ibadetlerin bir kısmı
mâlî, bir kısmı da bedenîdir. Hacc ise, hem malî, hem de bedenî
bir ibadettir. Dolayısıyle iki nimet bir aradadır. Bir mükellefte
hem zenginlik, hem de bedeni kudret gibi iki nimet bir araya gelmiştir.
Dolayısıyla haccını edâ etmek sûretiyle, bu iki nimete de
şükretmiş olur.(13) Haccın edâsı için gerekli şartlar,
tağuti güçler tarafından ortadan kaldırılırsa; mü'minler
hem mallarıyla, hem de (sıhhatli oldukları için) güçleriyle
onlara karşı cihad ederler. Kat'iyyen Tağuti güçlere boyun eğmezler!..
İmam-ı Azam Ebû Hanife (rh.a) ile İmam-ı Yusuf (rh.a) Resûl-i
Ekrem (sav)'in: "Kim hacc etmeyi murad ederse, hemen edâ etmeye gayret
etsin"(14) Hadis-i Şerifini esas alarak, vücûbunun ve edâsının
şartları, üzerinde bulunan kimsenin derhal (fevri) bu ibadeti edâ
etmesi gerektiğini beyan etmişlerdir.(15) Hac ibadetinin hayatta bir
defa farz olduğunu esas alan İmam-ı Muhammed (rh.a) "Hac
ibadetinde ömür, namazdaki vakit gibidir. Her ne zaman gidilirse gidilsin
"Edâ" denir, kaza denmez. Bu sebeble terahi (genişlik) üzere
farzdır"(16) buyurmaktadır. Feteva-ı Hindiyye'de bu husus
şu şekilde izah olunmuştur: "İmam-ı Muhammed (rh.a)'e
göre hacc; farz olduktan sonra dilediği zaman edâ etmek (terahi) üzeredir.
Haccı farz olur-olmaz acele yapmak ise efdaldir. Hulâsada da böyledir.
Buradaki ihtilâf, mükellefin selâmette kalacağına zann-ı
galibi olduğu zamana aittir. Fakat yaşlılık veya hastalık
sebebiyle, mükellefin zann-ı galibi vefat edeceği noktasında
olursa, fevri olarak edâ etmesi gerektiği hususunda alimlerimiz icma etmişlerdir.
Cevheretü'n Neyyire'de de böyledir. Bu ihtilâfın günahkârlar için
faydalı olduğu aşikârdır"(17) İmam-ı Matûridi
(rh.a): "Vakit kaydı bulunmayan her emr-i mutlak; amel noktasından
derhal edâ edilmeye (fevre) hamledilir. İtikad hususunda ise; fevre
hamledilmez. Ancak "Fevr veya terahi hususunda muradı ilâhi ne ise,
hak o'dur" diye itikad olunur"(18) hükmünü beyan etmektedir. Ölümün
ne zaman gelip çatacağı bilinemiyeceği için, haccın vücûbunun
ve edâsının şartlarına haiz olan mükellefin, acele etmesi
önemlidir. Esasen bunun efdal olduğu hususunda da ittifak vardır.
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Her kim hacc yolunda ölürse, onun için her yıl
makbûl bir hacc yazılır"(19) buyurduğu bilinmektedir. Yine
bir Hadis-i Şerifte; meşrû hiçbir sebeb olmadan terkedenlerin durumu
beyan buyurulmuştur. Bu Hadis-i Şerif şudur: "Her kim ki,
kendisini beytûllah'a ulaştıracak kadar bineği ve azığı
(mali gücü) bulunur da haccı edâ etmezse, Yahudi ve Hrıstiyan
olarak ölmesinde beis yoktur. Bunun sebebi şudur: Allahû Teâla (cc)
kitabında, beytûllahı ziyarete gücü yetenlerin onu haccetmesi,
Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır" buyuruyor.(20)