HACC
İBADETİ NASIL EDA EDİLİR?
İhramlı
olan kimse; Mekke-i Mükerremeye yaklaştığı zaman, imkân
bulursa gusül abdesti alır. İmam-ı Merginani: "Mükellef
Mekke'ye girdiği zaman ilk defa Mescid-i Haram'a gider. Zira rivayet edilmiştir
ki Resûl-i Ekrem (sav) Mekke'ye girer-girmez Mescid-i Haram'a gitmiştir.
Kaldı ki maksad; Kâbe-i Muazzama'yı ziyaret etmektir. Bu ise o mekândadır.
Mekke'ye gece veya gündüz girmesi, mükellefe hiçbir zarar vermez. Çünkü
yapılan amel, bir beldeye girmekten ibarettir. Kâbe-i Muazzama'yı gördüğü
zaman tekbir getirir ve kelime-i tevhid'i söyler, İbn-i Ömer (ra)'in Kâbe-i
Muazzama ile karşılaştığı zaman "Bismillâhi
vallâhû ekber" dediği bilinmektedir. İmam-ı Muhammed (rh.a)
"El Asl" isimli eserinde; beyti gören kimse için dualardan herhangi
birşeyi tayin buyurmamıştır. Zira duaları
vakitlendirmek sûretiyle tayin etmek, kalbin inceliğini (rikkatini) tahrip
eder, götürür. Eğer dualardan nakledilen birisiyle (Resûl-i Ekrem (sav)
ve Sahabe-i Kiram'ın dualarından birisini) teberrük ederse, bu gerçekten
güzeldir"(106) hükmünü beyan etmektedir. Feteva-ı Hindiyye'de:
"Mekke'ye girmek için gusül abdesti almak müstehaptır. Mükellef;
"Beni Şeybe" kapısına gelinceye kadar, telbeyi
getirerek dahil olma durumundadır. Bu da müstehaptır. Mescid-i
Haram'a; mütevazi bir vaziyette, huşû ve ihlâsla, o makamın azameti
düşünülerek sakin sakin, telbiye getirilerek girilir. Bahru'r Raik'te de
böyledir. Zaruret bulunmadığı süre içerisinde Mescid-i Haram'a
yalınayak girilir. İhtiyar'da da böyledir. Mescid-i Haram'a giren
kimse önce sağ ayağını atar ve şu şekilde dua
eder: "(107) Hükmü kayıtlıdır.
"Bismillâhi velhamdü lillâhi vesselâtü alâ Resûlillâhi!..
Allahümeftah lî ebvâbe rahmetike ve edhılnî fiyha!.. Allahümme innî
es'elûke fi mekami hâzâ en tusalliye alâ seyyidinâ Muhammedin abdike ve resûlike
ve terhamenî ve tukîyle asreti ve tağfire zünûbi ve teda'a anni vizrî"
Mânası: Allahû Teâla (cc)'nın adıyla başlarım.
Hamd Allah'a (cc) mahsustur. Salât ve selâm O'nun Resûlüne olsun. Allah'ım!..
Bana rahmetinin kapılarını aç ve beni oraya dahil et!.. Allah'ım!..
Gerçekten şu yüce makamda senden, senin kulun ve Resûlün olan Efendimiz
Muhammed'e salât eylemeni diliyorum Bana da merhamet etmeni, hatalarımı
gidermeni, günahlarımı bağışlamanı ve benden
fenalıklarımı kaldırmanı da bu bulunduğum yerde,
senden istiyorum."
Kâbe-i Muazzama'yı (Beytullah'ı) görünce tekbir ve tehlil okuyarak,
gönlünden geçtiği gibi dua eder. Daha sonra Hacer-i Esved'in karşısından
tavafa başlar. Önce Hacer-i Esved'e döner, tıpkı namazda olduğu
gibi iki elini kaldırarak tekbir alır. Zira rivayet edilmiştir ki;
Resûl-i Ekrem (sav) mescid'e girdi, Hacer-i Esved'in karşısında
durdu. Önce tekbir getirdi, daha sonra tehlil'de bulundu."(108) Essah olan
kavle göre eller omuz hizasına kadar kaldırılır.(109) Eğer
hiçbir mü'mine eziyyet vermeksizin, Hacer-i Esved'e elini ve yüzünü sürebilmek
mümkünse, bunu yapar. Zira Resûl-i Ekrem (sav)'den rivayet edilmiştir ki;
"Hz. Ömer (ra)'e hitaben" şunu beyan buyurmuştur: "Şüphesiz
sen kuvvetli bir kimsesin, Hacer-i Esved'i istilâm etmeye kalkarsan zayıf
müslümana eziyyet verirsin. O halde Hacer-i Esved'i istilâm edeceğim
diye insanları sıkıştırma. Fakat müsait bulursan onu
istilâm et (Elini ve yüzünü sür). Eğer müsaid değilse Hacer-i
Esved'e karşıdan istikbal et, tekbir getir ve kelime-i tevhid'i söyle."(110)
Hanefi fûkahası; Hacer-i Esved'e elini ve yüzünü sürmenin (İstilâm
etmenin) "sünnet", mü'mine eziyyet vermemenin ise "Vacip"
olduğunu esas almıştır.(111) Hacer-i Esved'i istilâm
ederken şu dua okunur:
"Bismillâhirrahmânirrahıym. Allahümmağfirli zünûbi ve
tahhirlî kalbî veşrahlî sadri ve yessirlî emri ve âfinî fimen âfeyte"
Manası: "Rahmân ve Rahim olan Allahû Teâla (cc)'nın adı
ile!.. Allah'ım!.. Benim günahlarımı bağışla ve
kalbimi temizle, yüreğime genişlik ver, işimi bana kolaylaştır
ve kendilerine afiyet verdiğin kimseler gibi bana da afiyet ver". Muhıyt'te
de böyledir.(112)
Bu duadan sonra, Haceri'l Esved'in sağından Kâbe'nin kapısını
takip ederek tavafa başlar.(113) Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in; Hacer-i
Esved'i istilâm ettikten sonra, sağından Kâbe-i Muazzama'nın
kapısını takiben yedi şavt tavaf buyurduğu
bilinmektedir.(114) Bu sünnettir.
Tavafı "Hatim'in" arka tarafından yapar. Buna "Hicir"
de denilmiştir.(115) Hz. Aişe (ra)'den rivayet edilen bir Hadis-i
Şerif'te Resûl-i Ekrem (sav) "Hatim (Hicr) Beyt'tendir" buyurmuştur.(116)
İlk üç şavt'ta "Remel" yapar. Önce "Şavt",
sonra da "Remel" kavramları üzerinde duralım.
ŞAVT: "Tavaf esnasında Hacerü'l Esved'den
başlayıp, Kâbe-i Muazzama'nın etrafını dolaşarak,
tekrar Hacerü'l Esved'e gelmeye verilen isimdir. Kafi'de de böyledir."(117)
Bütün alimlere göre tavaf'a "Hacerü'l Esved"den başlamak sünnettir.
Tavafa bunun haricinde başlamak da caizdir. Ancak bu mekruh olur.
REMEL: Tavafın ilk üç şavtında erkeklerin
kısa adımlarla, omuzlarını silkerek ve çalımlı
bir şekilde yürümesine (koşar gibi) verilen isimdir. Remel'de Hacerü'l
Esved'de başlar yine Hacerü'l Esved'de tamamlanır. İmam-ı
Merginani "Remel" yapmanın sebebini izah ederken; "Bunun
sebebi; müşrikler, müslümanların tavaf yapacakları esnada
"Medine'nin sıtması bunları amma da zayıf düşürmüş"
demeleri üzerine, onlara karşı şiddetli ve kuvvetli olduklarını
göstermek içindi. Sonra Resûl-i Ekrem (sav)'in döneminde ve ondan sonra bu
sebeb sona erdi, fakat hükmen bakî kaldı"(118) hükmünü beyan eder.
Nitekim Sahebe-i Kiram'dan bir zat: "Biz neden bu remel'e devam ediyoruz.
Vaktiyle müşriklere kuvvetli olduğumuzu göstermek için Remel yapıyorduk.
Halbuki Allahû Teâla (cc) onları mahv-û perişan etmiştir?"
diyor, bunun üzerine Hz. Ömer (ra): "Remel öyle birşeydir ki, onu
Resûl-i Ekrem (sav) yapmıştır. Biz Resûlüllah Sallâllahü
Aleyhi ve Sellem'in sünnetlerini terketmeyi sevmeyiz"(119) buyurmuştur.
Tavaf yapan kimse; ilk üç şavt'ta remel yapar, diğer şavtlarda
ise yavaş yavaş yürür. İnsanlar çok kalabalık olduğu
zaman beklenilir ve yol bulunca Remel yapılır. Serahsi'nin Muhıyt'inde
de böyledir.(120) Zira Remel'in bir bedeli yoktur. Bu sebeble bekler ki
tavaf'ta sünnet vechi üzerine yerine getirilsin. İstilam'da ise durum böyle
değildir. Çünkü istikbal etme (Ona karşı durub, selâmlama)
bedel hükmündedir.(121) Yedi şavt tamamlanınca "Tavaf"
bitmiş demektir. Tavaf'ı; Hacerü'l Esved'i istilâm ederek sona
erdirmek gerekir.
Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim'e gelip orada iki rek'at namaz kılar.
Şayed mükellef Makam-ı İbrahim'de yer bulamazsa, Mescid-i Haram'ın
mümkün olan bir yerinde namazını kılar. Feteva-ı
Hindiyye'de "Bu iki rek'at tavaf namazı bize göre (Hanefi fûkahasına)
vaciptir. Birinci rek'atta, Fatiha'dan sonra "Kâfirûn" sûresi,
ikinci rek'atta ise Fatiha'dan sonra "İhlâs" sûresini okur.
Bize göre kılınan herhangi bir farz namaz, bu iki rek'at tavaf namazı
yerine geçmez. Zahidi'de de böyledir. Bu namazdan sonra Makam-ı İbrahim'in
arkasında dua etmek müstehabtır. Kişi bu duasında dünya ve
ahirette muhtaç olduğu hususları Allahû Teâla (cc)'dan taleb eder.
Tebyin'de de böyledir. Tavaf namazı; nafile namaz kılmanın mübah
olduğu her vakitte kılınabilir. Tahavi'de de böyledir. Tavafı
tamamlayan mükellefin; Safa tepesine çıkmadan önce "Zemzem"
kuyusuna inip, "Zemzem" suyu içmesi ve kalanını yere dökmesi
ve şu şekilde dua etmesi gerekir.(122) Hükmü kayıtlıdır.
Dua şudur;
"Allahümme inni es'elüke rızkan vasian ve ilmen nafian ve
şifaen min külli dâin"
Mânası: "Allah'ım!.. Senden geniş rızık,
faydalı ilim ve her derde devâ vermeni istirham ediyorum." Yapılan
bu ilk tavafa "Kudûm" denir, sünnettir.
Safa ile Merve arasında sa'y etmek isteyen kimse; Hacerü'l Esved'e döner
ve istilâm eder. Şayet buna imkân bulamazsa; Hacerü'l Esved'e yüzünü
dönerek tekbir ve tehlil getirir. Sonra doğruca Safa tepesine geçer. Resûl-i
Ekrem (sav)'in "Benî Mahzûn" kapısından Safa'ya çıktığı
bilinmektedir. Bu kapıya "Babü's Safa" adı verilmiştir.
Buradan çıkmak sünnettir.(123) Esasen en yakın olan kapı da
budur. Başka kapılardan çıkmak da mümkündür. Kapıdan çıkarken
sol ayak atılır. Safa tepesine çıkmak gereklidir. Bundan murad;
Safa tepesinden "Beytullah'ın" görülmesidir.(124) Zira mükellif;
Safa tepesinden yüzünü "Beytullah'a" dönerek, ellerini kaldırır
ve üç defa tekbir alır. Daha sonra Kelime-i Tevhid, salât-ü selâm ve
duada bulunur. Sonra Safa tepesinden iner; batn-ı vadiye gelene kadar sükûnet
içerisinde yavaş yavaş yürür. Yeşil direğe gelince koşmaya
başlar ve ikinci yeşil direğe kadar koşar.(125) İkinci
yeşil direği geçtikten sonra vakar içerisinde Merve tepesine
kadar yürür. Merve tepesine gelince "Beytullah'a" karşı yüzünü
çevirir; Allahû Teâla (cc)'ya hamd-ü sena, Resûl-i Ekrem (sav)'e salât-ü
selâm, tekbir, tehlil ve duada bulunur. Safa ile Merve arasında yedi
şavt gelir-gider!.. Sonuç olarak; Safa tepesinden Merve'ye dört gidiş
ve merve'den safaya üç dönüş yapılmış olur. Sa'yi
tavaftan sonra yapmak şarttır. Hatta bir kimse tavaftan önce sa'y
etmiş bulunsa; bu sa'yi tavaftan sonra iade etme durumundadır.(126)
Kur'an-ı Kerim'de: "Şüphe yok ki "Safa" ile "Merve"
Allah'ın şearindendir. İşte kim o beyti (Kâbe-i Muazzama'yı)
hacc veya Umre (Kasdı) ile ziyaret ederse, bunları güzelce tavaf
etmesinde üzerine bir beis yoktur. Kim gönlünden kopararak bir hayır işlerse,
mükâfatını görür. Çünkü Allah taatlerin ecrini veren, (Her
şeyi de) Hakkı ile bilendir"(127) hükmü beyan buyurulmuştur.
Bu Ayet-i Kerime'yi esas alan Hanefi fûkahası; "Safa" ile "Merve"
arasında sa'y etmek vaciptir, rükün değildir" hükmünde
ittifak etmiştir.(128) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Sa'y'a nereden
başlanacağı hususunda" kendisine yapılan bir müracaatı
izah ederken: "Allahû Teâla (cc)'nın kendisiyle başladığı
ile (Safa tepesi) başlayınız"(129) hükmünü esas alan,
Hanefi fûkahası, sa'y amelinin "Safa" tepesinden başlaması
gerektiğine kail olmuştur. İmam-ı Şafii (rh.a) indinde;
"Safa ile Merve" arasında sa'y, haccın rüknüdür.
Sa'yi tamamlayan mükellef; Mescid-i Haram'a girip iki rek'at namaz kılar.(130)
Eğer hacca niyyet etmişse, ihramlı olarak Mekke'de Terviye gününe
(Zilhicce'nin 8.nci günü) kadar kalır. Her fırsat buldukça Kâbe-i
Muazzama'yı tavaf eder. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Beyti tavaf namazdır.
Namaz ise vazolunmuşların en hayırlısıdır"(131)
buyurmuştur. (Ancak bu tavaflardan sonra Safa ile merve arasında sa'y
etmez!) Kâbe-i Muazzama'yı tavaf eden mükellefin; her yedi şavt'tan
sonra iki rek'at namaz kılması esastır. Çünkü Resûl-i Ekrem
(sav): "Tavaf eden mükellef, her yedi şavt için iki rek'at namaz kılsın"(132)
hükmünü beyan buyurmuştur. Hanefi fûkahasının indinde bu
namaz vaciptir. İmam-ı Şafii (rh.a) ise "Sünnet" olduğunu
esas almıştır.(133)
Terviye gününden bir gün önce imam bir hutbe okur!.. Bu hutbe'de insanlara
Haccın Menasikini izâh eder. Hacc esnasında üç hutbe vardır.
Bunlar:
1. Terviye gününden bir gün önceki hutbe,
2. Arefe günü Arafat'ta okunan hutbe,
3. Zilhicce'nin onbirinci (Bayram'ın ilk günü) Mina'da okunan
hutbedir.
Bu hutbeler arasında oturulmaz. Ancak Arefe günü okunan hutbe iki
hutbe olduğu için ikisinin arasında bir miktar oturulur. Bu
hutbelerin hepsi zevalden (Yani öğle namazından) önce okunur. Yalnız
Arefe günü hutbe zevalden sonra, fakat yine de öğle namazından az
önce okunur. Tebyinde de öyledir.(134) Terviye günü sabah namazından ve
güneşin doğmasından sonra hep birlikte Mina'ya gidilir. Efdal
olan budur. Ancak güneş doğmadan önce gidilmiş olsa da caizdir.
O gece Mina'da geçirildikten sonra; Arefe gününün sabah namazı edâ
edilir. Daha sonra topluca Arafat'a doğru yola çıkılır. Mükellefin
Mekke'de geceleyip, Arefe gününün sabah namazını orda kıldıktan
sonra Arafat'a yönelmesi ve Mina'ya da uğraması, caizdir. Fakat böyle
yapmak Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetini terk etmek olduğu için, güzel
bulunmamıştır.
İmam-ı Merginani: "Tevriye gününde Mekke'de sabah namazını
kıldığı zaman, Mina'ya hareket edilir. Arefe günü sabah
namazını kılıncaya kadar orada ikamet edilir. Zira rivayet
edildi ki; "Peygamber (sav) Tevriye gününde Mekke'de sabah namazını
kıldı. Güneş doğduktan sonra Mina'ya hareket etti. Mina
mevkiinde öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını
edâ etti. Sabah Namazından sonra Arafat'a doğru yola çıktı."
Şayed Arefe gecesi Mekke'de kalıp, sabah namazını orada edâ
ettikten sonra Arafat'a doğru yola çıksa ve Mina'ya uğrasa
kifayet eder. Zira Mina'da Arefe gününde, herhangi bir hacc menasikini edâ
etmek sözkonusu değildir. Ancak Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetini
terketmesi sebebiyle isaet (Hata) etmiş olur"(135) hükmünü beyan
etmektedir.
Mina'dan topluca Arafat'a doğru hareket edilir. Bir mü'minin; Mina'dan güneş
doğmadan önce tek başına Arafat'a doğru hareket etmesi,
"Tekebbür" tehlikesi dikkate alınarak hoş bulunmamıştır.
İmam-ı Muhammed (rh.a) "el Asl" isimli eserinde; "Arafat'a
cemaat halinde inmek esastır. Zira tek başına inmekte tekebbür (Kibirlenme)
tehlikesi vardır. Hal ise tevâzu ve ihlâsı gerektirir. Cemaat
halinde dua ve ibadetin kabulü daha umulan bir husustur"(136) hükmünü
beyan etmiştir. Arafat'ın her yeri vakfe için müsaittir. Zira Resûl-i
Ekrem (sav): "Arafat'ın her yeri vakfe için uygundur. Ancak Batn-ı
Arene'den uzak durunuz. Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir. Fakat
muhassir vadisinden uzak durunuz"(137) hükmünü beyan buyurmuştur.
Vakfe'de en faziletli mekân "Cebel-i Rahme" denilen kısımdır.
Zevâlden sonra, hacc emiri veya imam hutbe'ye çıkar ve Müezzin de ezân
okur. Tıpkı Cum'a Namazında olduğu gibi hacc emiri veya imam
"Hutbe'yi" okur. Feteva-ı Hindiyye'de: "İmam bu hutbede
insanlara Arafat ve Müzdelife vakfelerini, şeytan taşlamanın hükmünü
ve mahiyetini, kurban kesmeyi, traş olmayı, ziyaret tavafını
ve Bayram'ın ikinci gününe kadar hacc'da yapılması icabeden bütün
amellerin nasıl edâ edileceğini izah eder. Gâyetü's Sürûci'de de
böyledir. Sonra minberden iner, öğle namazının vaktinde, öğle
ve ikindi namazlarını (Cem'i takdim) birlikte kıldırır.
Bu namazlarda imam açıktan okumaz, gizli kıraat eder. Bu namazlar için,
sadece bir ezân okunur ve kamet getirilir. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir.
Bu iki namaz esnasında öğle namazının ilk sünnetinden başka,
nafile bir namaz edâ edilemez. Bunların arasında nafile namaz kılınırsa
mekrûh olur. Ayrıca böyle bir durumda ikindi ezanı tekrar okunur.
Kafi'de de böyledir. Kezâ bu iki namaz arasında, yemek, içmek vb..
şeylerle meşgul olmak da mekruhtur. Siracû'l Vehhac'da
da böyledir"(138) hükmü kayıtlıdır.
Bundan sonra hacc emiri veya imam; sünnet olan gusül abdestini alır ve
Cebel-i Rahme'nin yakınında Kâbe-i Muazzama istikametine dönerek
vakfe'ye durur.(139) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Vakfelerin en hayırlısı,
kendisiyle kıbleye istikbal edilenidir"(140) buyurduğu
bilinmektedir. Arafat vakfesinin iki şartı vardır:
Birincisi: Vakfe'nin Arafat'ta yapılması,
İkincisi: Vakfe'nin belirli zamanda edâ edilmesidir.
Niyyet etmek Vakfe'nin şartlarından değildir. Ancak niyyet
etmek ve kıble'ye karşı vakfede durmak efdaldir. Vakfe'yi güneşin
battığı zamana kadar uzatmak vaciptir. Vakfe'nin sünnetleri ise
şunlardır: Gusül abdesti almak, iki hutbe, öğle ve ikindi
namazlarını cemetmek, bu namazlardan sonra vakfe yapma hususunda acele
etmek, oruçlu olmamak, devamlı abdestli olmak, imama yakın bulunmak
ve onun arkasında olmak, vakfe'ye kalben hazır olmak ve dünyevi kaygılardan,
endişelerden ve dünyevi işlerden zihnen sıyrılmak, vakfe
esnasında dua ile meşgul olmak ve kafirlerin gelip-geçeceği
yollarda vakfe yapmamak!.. Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav)'in vakfe yaptığı
siyah ve büyük kayanın yanında vakfe yapmak!.. Eğer oraya yaklaşmak
güç ise, imkân nisbetinde yakın olmaya çalışmak. Bahru'r
Raik'te de böyledir.(141)
Vakfe sırasında dua etmek esastır. İmam-ı Merginani:
"Bu hususu izah" ederken şunları kaydediyor: "Zira Resûl-i
Ekrem (sav)'in vakfe esnasında dua ettiği rivayet edilmiştir ve
denilmiştir ki: "Peygamber (sav) yemek isteyen miskin gibi ellerini
uzatarak arefe gününde dua ederdi". Mükellef dileği gibi duada
bulunur. Her ne kadar bazı dualar hususunda eserler varid olmuşsa
da!.."(142) Feteva-ı Hindiyye'de: "Alimlerimiz vakfeye mahsus
muayyen bir dua rivayet etmemişlerdir. Çünkü insanlar burada gönüllerinden
geçtiği gibi dua ederler. Bedai'de de böyledir. Ancak Arafat'ta ekseri
insanların yaptıkları dua şudur"(143) denilmektedir.
Manası: Allahû Teâla (cc)'dan başka ilâh yoktur, bütün
putları ve tağutları reddederim. Allahû Teâla (cc)'nın
ortağı yoktur, hüküm koyma hakkı (mülk) O'na aittir. Hamd da
yalnız O'na mahsustur. Hayat veren de öldüren de O'dur!.. Allahû Teâla
(cc) mutlak hayat sahibidir, kat'iyyen ölmez. Hayır O'nun kudret elindedir
ve Allah herşeye hakkı ile kadirdir. Ancak Allahû Teâla (cc)'ya
kulluk ederiz ve Allahû Teâla (cc)'dan başka Rabb (Terbiye edici, hüküm
koyucu) tanımayız!.. Allah'ım!.. Kalbime nûr ver, kulağıma
nûr ver, gözüme nûr ver. Allah'ım! Kalbimi genişlet ve benim işimi
kolaylaştır. Allah'ım!.. Bu yer, cehennem ateşinden sana sığınmanın
ve ondan korunmak isteyenin makamıdır. Affınla beni cehennem ateşinden
koru ve rahmetinle beni cennetine koy!.. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi.
Beni İslâm'a kavuşturduğun gibi, onu benden sıyırıp
alma ve beni ruhumu alıncaya kadar İslâm üzere bulundur. Allah'ım
ben İslâm üzereyim."
Güneş battığı zaman Ulû'lemr (Hacc emiri) ve cemaat; sükûnet
ve vakarla Müzdelife'ye hareket ederler.(144) Müzdelife'ye giderken yavaş
yavaş yürümek efdaldir. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hacıların
Müzdelife'ye Hacc emirile birlikte dönmeleri ve onun önüne geçmemeleri
uygun olur. Ancak Hacc emiri, güneş battıktan sonraya kalırsa, Müzdelife'ye
vaktinde girebilmek için cemaat ondan önce gider. El İhtiyar Şerhü'l
Muhtar'da da böylerdir"(145) hükmü kayıtlıdır. Müzdelife'ye
doğru harekete geçen mükellef; tekbir, kelime-i Tevhid ve devamlı
olarak Telbiye getirir. Allahû Teâla (cc)'ya hamdü senâ'da bulunur ve bol
bol istiğfar eder.
Müzdelife'de yatsı namazının vakti girince; Müezzin ezân okur
ve bunun arkasından kamet getirir. Hz. Cabir (ra)'den rivayet edilen
hadis'te; "Peygamber (sav) akşam ve yatsı namazını bir
tek ezân ve ikametle cem etti"(146) buyurulmuştur. Dolayısıyla
Ulûlemr veya Hacc emiri ile birlikte; cemaat önce akşam namazını,
daha sonra da yatsı namazını arka arkaya kılarlar. Bu iki
namaz arasında kat'iyyen nafile namaz kılınmaz. Feteva-ı
Hindiyye'de: "Müzdelife'de akşam ve yatsı namazını,
cem'i tehirle tek başına kılmak caizdir. Bu Arafat'taki cem'i
takdimin hilâfınadır. Ancak efdal olan, cemaat olarak imamla birlikte
kılmaktır. İzah'ta da böyledir. İmam Mahbubi: "Müzdelife'deki
Cem'de; hutbe, Ulû'lemr, cemaat ve ihram şart kılınmıştır"
demiştir. Kifâye'de de böyledir. Yatsı namazı kılındıktan
sonra Müzdelife'de gecelenir. Muhıyt'te de böyledir"(147) hükmü
kayıtlıdır.
Müzdelife'de gecenin bir kısmını dua ve zikirle geçirmek müstehabtır.
Mükellef; şeytan taşlamada kullanmak üzere nohut büyüklüğünde
70-80 adet taş toplar ve güzelce yıkar!.. Abdullah İbn-i Mes'ûd
(ra)'dan rivayet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem (sav) Müzdelife'de sabah
namazını gecenin son karanlığında edâ etmiştir."(148)
Dolayısıyla "Ferc-i Sadık" beklenmez, tıpkı
Arafat'ta ikindinin öne alındığı gibi, erken kılınması
caiz olur.(149) İmam veya hacc emiri, sabah namazını cemaatle kıldıktan
sonra vakfe yapar. Feteva-ı Hindiyye'de: "Vakfe esnasında cemaat
imamın ardında ve dilediği yerde durur. Serahsi'nin Muhıyt'inde
de böyledir. Müzdelife'de "Kuzeh" dağının başında
ve imamın arkasında vakfe yapmak daha efdaldir. Tahavi Şerhinde
de böyledir. Vakfe esnasında Allahû Teâla (cc)'ya hamd-ü senâ'da
bulunulur, tehlil, tekbir, telbiye ve Resûl-i Ekrem (sav)'e salâtü selâm
getirilir. Zâd'da da böyledir. Muhassir vadisinin dışında, Müzdelife'nin
her yerinde vakfe yapılabilir. Feteva-ı Kadıhan'da da böyledir.
Muhassir vadisi (Batn-ı Muhassir) denilen mevkie gelen mükellef, eğer
yaya yürüyorsa süratini artırır, binekli ise hayvanını
harekete geçirir ve bir ok atımı kadar böyle yapar. Kirmani böyle söylemiştir.
Hidaye Şerhi'nde de böyledir"(150) hükmü kayıtlıdır.
Müzdelife'de vakfe'nin vakti; fecrin tulûundan, ortalığın iyice
ağarmasına kadardır. Güneş doğunca, Müzdelife
vakfesinin vakti tamam olur. Fecrin doğmasından önce; hiçbir
mazereti yokken müzdelife'yi terkeden kimsenin bir kurban kesmesi gerekir.
Hava iyice aydınlandıktan sonra ve güneş doğmadan az önce
imam cemaatle birlikte Müzdelife'den Mina istikametine hareket eder.(151) Müzdelife'den
yola çıkmanın son haddi güneşin doğmasına iki rek'at
namaz kılabilecek kadar bir müddetin kalmış olduğu
andır. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir.(152) Resûl-i
Ekrem (sav)'in: "Şüphesiz ki bugünkü ibadetimizin (Menasikimizin)
birincisi, taş atmamız, sonra kurban kesmemiz, sonra da traş
olmamızdır"(153) buyurduğu bilinmektedir. Mina'ya varan mükellef;
Akabe Cemresinin bulunduğu yere gelir ve bu cemreye yedi adet nohut büyüklüğünde
(Müzdelife'den topladığı) taş atar. Her taşı
atarken "Tekbir" alır. Tesbih ve tehlil getirmek de caizdir.(154)
Telbiye, ilk taşın atılması ile birlikte kesilir. Zira Resûl-i
Ekrem (sav)'in Akabe Cemresine attığı ilk taş ile birlikte
telbiye'yi kestiğini; Hz. Cabir (ra), rivayet buyurmuştur.(155) Mükellef;
Akabe cemresine taş atarken şu duayı okur:(156)
"Bismillâhi vallâhû Ekber!.. Rağmenliş'şeytâni
vehizbihî Allâhümmec'al haccî mebrûren ve sa'yî meşkûren ve zenbî
mağrûren"
Mânası: "Allahû Teâla (cc)'nın adı ile başlarım.
Yemin ederim ki, Allah (cc) en büyüktür!.. Şeytan ve Şeytan'ın
partisine (Düzenine) hakaret olsun ve Şeytani güçler kahrolsunlar diye
bu taşları atıyorum.(157) Allahım!.. Haccımı kabul
buyur, say-ü gayretimi şükre lâyık eyle ve günahlarımı
bağışla."
Şeytan taşlarken, mü'minlerin birbirlerine eziyyet vermemeye
gayret etmeleri esastır. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav): "Birbirinize
eziyyet vermeden ufak taşları atmanızı lüzûmlu görürüm"(158)
buyurduğu bilinmektedir. Akabe cemresine yedi taş atıldıktan
sonra kurban kesme gündeme girer. Yalnız hacca niyet etmiş olan
kimselere (Müfrid'e, İfrat haccı yapan kimseye) kurban kesmek vacip
değildir. Bunlar kurban kesmek istemiyorlarsa, başlarını tıraş
ederler. Temettü ve Kıran haccını yapan kimselere kurban kesmek
vaciptir.(159) Bunlar kurbanlarını kestikleri an, saçlarını
tıraş ederler. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Saçlarını tıraş
edenlere Allah rahmet etsin"(160) duasında bulunduğu
bilinmektedir. Hanefi fûkahası "Resûl-i Ekrem (sav)'e iktida noktasından
saçın tamamını tıraş etmek efdaldir"(161) hükmünde
ittifak etmiştir. Ancak bir özürü mevcutsa kısaltmakla yetinir.
Feteva-ı Hindiyye'de: "İhramdan çıkmak için, makina ile tıraş
olmak caizdir. Siracü'l Vehhac'ta da böyledir. Tıraş olma esnasında
berberin (Tıraş eden kimsenin), sağdan başlaması ve tıraş
olan kimsenin başının sol yarısını önce tıraş
etmesi sünnettir. Fethû'l Kadir'de de böyledir. Tıraş olduktan
sonra saçı defnetmek müstehaptır. Aynı şekilde tıraş
olurken dua etmek ve tekbir getirmek de müstehabtır. Tıraş
olduktan sonra saçın atılmasında da bir beis yoktur. Ancak helâya
veya yıkanılan yere atmak mekruh olur. Bahru'r Raik'te de böyledir".
İhramdan çıkınca, tırnakları kesmek bıyığı
kısaltmak, tıraştan sonra etek tıraşı yapmak da müstehaptır.
Gayetü'l Sürûci ve Şerhu'l Hidaye'de de böyledir. Tıraş olan
kimse, sakalından birşey almaz; alırsa birşey de lâzım
gelmez. Tebyin'de de böyledir"(162) hükmü kayıtlıdır. Resûl-i
Ekrem (sav)'in; Akabe cemresini taşlayıp, kurbanını kesen ve
tıraşını olan mükellefle ilgili olarak: "Onun için
herşey helâldır, ancak kadınlar (cinsi münasebet) değil"(163)
Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası "İhram sebebiyle
haram olan şeyler, kadınlarla cinsi münasebet ve cinsi münasebetin
davetçisi hükmünde olan öpme, kucaklama vs. hariç, helâl olur"(164) hükmünde
ittifak etmiştir.
Akabe Cemresini taşlayan, kurbanını kesen ve tıraşını
olan mükellef; mümkün olursa aynı günde ziyaret tavafını
yapar. Bu tavaf farzdır.(165) Aynı gün mümkün olmazsa; bayramın
ikinci ve üçüncü gününde eda eder. Daha fazla tehir etmez. Feteva-ı
Hindiyye'de: "Tıraş olan kimseye bu tıraşı ile,
kadınla cinsi münasebet hariç diğerleri
helâl olmuştu. Ziyaret tavafının ilk dört şavtını
yaptığı zaman, kadınla cinsi münasebet kendisine helâl
olur. Çünkü tavafın bu ilk dört şavtı rükündür. Kalan üç
şavtı ise vaciptir. Bir kimse (Akabe cemresini taşlayıp,
kurban kesip, tıraş olduktan sonra) tavaf etmedikçe, aradan uzun yıllar
geçse bile, kendisine kadınla münasebet helâl olmaz. Bu hususta icma
vardır"(166) hükmü kayıtlıdır. Hacc-ı İfrad'a
niyetli olan mükellef; daha önce kudûm tavafından sonra Safa ve Merve
arasında sa'yını edâ etmişse, bu farz olan tavaftan sonra
sa'y etmez. Kıran ve Temettü haccına niyetli olanlar ise ziyaret
tavafından sonra sa'y ederler. Daha sonra yeniden "Mina'ya dönülür
ve orada gecelenir. Bunun sünnet olduğu bilinmektedir.(167)
Hacc ibadetini edâ eden mükellef; bayramın ikinci günü, güneş
zeval noktasına vardıktan sonra üç cemre'yi de taşlar. Taş
atmaya "Hayf Mescidi'nin" yakınında olan cemreden (Küçük
şeytan) başlar ve ona yedi taş atar. Her taşı atarken
"Allahû Ekber" der!.. Daha
sonra onu
takip eden Cemre'ye -ki buna "Cemretü'l Vusta" (Orta Şeytan)
denir- yedi taş atar. Sonra Akabe Cemresi'ne gelir ve ona da yedi taş
atar. Küçük ve orta cemrelerin yanında bir miktar durması icabeder,
ancak son cemrenin yanında durması gerekmez. Kafi'de de böyledir.(168)
Bayramın üçüncü gününde de; tıpkı ikinci gününde olduğu
gibi, zeval vaktinden sonra cemreleri taşlar. Bundan sonra eğer
Mina'dan ayrılmak isterse, dördüncü günün taşları sakıt
olur.(169) Ancak Mina'da kalırsa, bütün cemrelere yedişer taş
daha atar ki; toplam yetmiş taş olur!..
Mekke'nin dışından gelen mükellef'ler; ayrılmak istedikleri
zaman "Veda" tavafını yapmak durumundadırlar. Essah
olan kavle göre "Veda" tavafını yapmak hacc ibadetini edâ
edenler için vaciptir. Umre yapanlar için ise gerekli değildir. Ayrıca
veda tavafı hayızlı ve nifaslı olanlara haccı zayi etmiş
bulunanlara da vacip değildir. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir.(170)
Vedâ tavafı yedi şavt olarak edâ edildikten sonra; Makam-ı
İbrahim'e veya Mescid-i Haram'ın müsait bir yerine geçilerek "Tavaf"
namazı iki rek'at olarak kılınır. Daha sonra "Zemzem"
suyundan içmek üzere kuyuya inilir ve kıbleye karşı dönülerek
ayakta içilir!... Bu sırada mükellef içinden geldiği gibi dua eder.
Kâbe-i Muazzama'nın kapısı ile Hacerü'l Esved arasında
kalan "Mültezem" denilen yerde, sağ el kapıya doğru
uzatılarak Allahû Teâla (cc)'dan rahmet dilenir ve göz yaşı dökülür.
Yeryüzü müstekbirlerine ve tağutlara karşı, mü'minlerin
muzaffer olması için dua edilir. Cihad gayreti ve şehadet
mertebesinin üstünlüğü dikkate alınarak, "Şehid"
olma arzusu beyan edilir. Bir müddet tekbir, Kelime-i Tevhid ve Resûl-i Ekrem
(sav)'e salât-ü selam getirildikten sonra, Hacerü'l Esved istilâm edilir.
Daha sonra yüzü Kâbe-i Muazzama'dan ayırmadan, huşû ve ihlâs içerisinde
Mescid'den çıkılır.
KADINLARIN HACC İŞLERİ: Hacc ibadetini edâ
hususunda, kadın ile erkek arasında herhangi bir fark yoktur. Yalnız
şu hususlarda farklılık sözkonusudur.
1. Kadınlar, erkekler gibi başlarını açamazlar. Yalnız
yüzlerini açık bulundururlar. (Peçe kullanmazlar)
2. Telbiye getirirken seslerini, ancak kendileri işitecek kadar yükseltirler.
3. Safa ile Merve arasında "Sa'y" ederken, yeşil işaretler
arasında koşmazlar ve "Tavaf" esnasında Remel yapmazlar.
4. Saçlarını dibinden tıraş etmezler, ancak uçlarından
biraz keserler.
5. Kalabalık ve sıkışık durumlarda, Hacerü'l
Esved'i istilâm etmezler.
6. Safa ve Merve tepelerine çıkmazlar.
7. Kendilerine ait her çeşit dikişli elbise ve ayakkabı
giyerler. Hayız ve nifaz hallerinde, temizlik için yıkanırlar ve
tavaftan başka bütün vazifelerini yaparlar. Hayız ve Nifas sebebiyle
farz olan ziyaret tavafını yapamayanlar, temizlendikten sonra bu farzı
edâ ederler. Erkekliği ve dişiliği meşkuk olan "Hünsa-i
Müşkil" durumunda olan kimseler, kadınlar hükmüne tabidir.
Yani hacc ibadetini, kadınlar gibi edâ ederler.(171)
İhramlı olan bir
kimse, Mekke-i Mükerreme'ye uğramadan, Arafat'taki "Vakfe"ye
yetişirse, hacc ibadetine kavuşmuş demektir.(172) Zira Resûl-i
Ekrem (sav)'in: Hacc Arafa'dır. Kim Arafa'ya kavuşursa, hacca kavuşmuş
demektir. Kim de Arafa'yı fevt ederse (Kaçırırsa)
haccı kaçırmış demektir"(173) buyurduğu
bilinmektedir. Arafe gününün zevalinden itibaren, Kurban bayramı gününün
fecri doğuncaya kadar, Arafat'ta bir müddet vakfe'ye yetişen kimse
farzı edâ etmiş olur.(174)