HACCIN
EDÂSI'NIN ŞARTLARI
İbn-i Abidin: "İkinci nevi: edâsının şartlarıdır.
Bunların tamamı vücûb şartları ile birlikte bulunursa, o
kimsenin bizzat haccı edâ etmesi vacip olur. Vücûb şartları
tahakkuk eder de bunların bazısı bulunmazsa, bizzat edâsı
değil, yerine bedel göndermesi veya ölürken vasiyyet etmesi lâzım
gelir. Bunlar şu beş şarttır: "Vücud sağlığı,
yol emniyeti, hapsedilmiş olmamak, kadının mahremi veya kocasının
bulunması ve iddet beklemek"(38) hükmünü zikretmektedir. Şimdi
bunların mahiyetlerini izâha gayret edelim.
BEDENEN SALİM VE SIHHATLİ BULUNMAK: Bir kimseye haccı
edâ etmenin farz olması için o kimsenin bedeninin tam ve sıhhatli
olması gerekir. Binaenaleyh felçli, yatalak ve iki ayağı kesik
olana hacc farz değildir.(39) İbn-i Abidin: "Hacının
bedeni sağlam olacaktır. Yani seferde lâzım olan şeylere
mani olacak dertlerden salim bulunacaktır. Binaenaleyh kötürüm, inmeli
ve çok ihtiyar olup vasıta üzerinde kendiliğinden duramıyacak
kimselere körlere (yedek, yardımcı bulunsa bile) ve sultandan korkusu
olanlara bizzat haccetmeleri farz olmadığı gibi, imam-ı
Azam'dan rivayet edilen zahir mezhebe göre, bedel göndermek sûretiyle de farz
olmaz. Bu kavil imameyn'den de bir rivayettir. İmameyn'den gelen zahir
rivayete göre; böylelerinin bedel göndermeleri icabeder ve aczleri devam
ederse, bedel onlara kâfidir. Aczleri kalmazsa, bizzat haccı tekrar
ederler. Hasılı İmam-ı Azam'a göre "Sağlamlık"
vücûbun şartlarından, imameyn'e göre ise; vücûb-u edâsının
şartlarındandır. Bu hilâfın (İhtilâfın) semeresi,
bedel göndermekle, vasiyetin vacip olması hususlarında zahir olur. Bu
sağlamken hacca kâdir olmamakla kayıtlıdır. Eğer
kudretli olur da, hacca diye yola çıkmadan aciz kalırsa, boynuna borç
olarak kalır ve bedel göndermesi lâzım gelir. Hacca diye çıkar
da yolda ölürse, vasiyyet etmesi vacip olmaz. Çünkü icaptan sonra geçikmiş
değildir. böyleleri bizzat haccetmeyi göze alırsa, üzerlerinden borç
sakıt olur. Tuhfenin zahirine bakılırsa, imameyn'in kavlini
tercih etmiştir. İsbicabi de öyledir. Fetih sahibi de bunu kuvvetli
bulmuş ve sağlamlığın vücûb-u edâsının
şartlarından olduğunu kabul etmiştir. Bu satırlar Bahır
ve Nehir'den alınmıştır."(40) hükmünü zikretmektedir.
YOL EMNİYETİ: İmam-ı Merginani: "Yol
emniyetinin bulunması elbette lâzımdır. Çünkü hacca gitmeye
kudretin bulunması, yol emniyeti olmadan sabit olmaz."(41) hükmünü
zikreder. Feteva-ı Hindiyye'de: "Haccın edâsının
şartlarından birisi de, yol emniyetinin bulunmasıdır. Ebû'l
Leys "Yol emniyetinin bulunduğu hususunda, zann-ı gâlibi olan
kimse üzerine hac farz olur. Aksi takdirde farz olmaz" demiştir.
İtimad bu kavledir. Tebyin'de de böyledir"(42) hükmü kayıtlıdır.
İmam-ı Azam'dan gelen bir kavle göre, yol emniyeti haccın farz
olmasının (vücûbunun) şartıdır.(43) İbn-i Abidin:
"Selâmet galib olmakla yol emniyeti de şarttır. Fakih Ebû'l-Leys
bunu tercih etmiştir. İtimad bunadır. Deniz yolu ile gitmekten başka
çare yoksa haccın sakıt olup olmayacağından ihtilâf edilmiştir.
Bazıları sükût edeceğini söylemiş; Kirmani "Gidilmesi
âdet olan deniz yolunda selâmet galib görülürse hac vaciptir. Aksi takdirde
vacip değildir" demiştir ki essah olan budur. Bahır. Fetih
sahibi diyor ki; "Öyle görülüyor ki, selâmet galib görülmesi ile
birlikte, korkunun galip görülmemesi de muteberdir. Hatta yağmacılık
olduğu ve eşkiyanın galip geldiği defalarca tecrübe
edilmekle, korku galip görülür veya bir eşkiya taifesinin yolu kestiği,
hem kuvvetli olduğu duyulur da, hacılar onların karşısında
kendilerini zayıf hissederlerse, hac vacip olmaz. Râzi'nin "Bağdatlılardan
hac sakıttır" diye verdiği fetvaya, İskâf'ın 636
yılında: "Ben haccın, zamanımızda farz olduğunu
söyleyemem" demesine ve Selci'nin "Horasanlılara falan seneden
beri hac yoktur" sözüne gelince; bunlar yağmacılığın
ve yolda korkunun galip olduğu vakitlerden söylenmiş sözlerdir.
Sonra -Allah'a hamdolsun- bu korku kalmamıştır"(44) hükmünü
zikrediyor.
HAPSEDİLMEMİŞ OLMAK:
Haccın edâsının şartlarından birise de
hapsedilmemiş olmaktır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hapiste
bulunanlara ve insanları hacca gitmekten meneden bir sultanın (Siyasi
yönetimin) teb'asından olanlara da, haccın edâsı farz değildir.
Kezâ bu gibi kimselerin bedel göndermeleri de farz değildir. Nehrû'l
Faik'te de böyledir"(45) hükmü kayıtlıdır.
KADININ MAHREMİNİN VEYA KOCASININ BULUNMASI:
Resûl-i Ekrem (sav)'in "Elbette bir kadın kendisiyle birlikte
bir mahremi bulunmadığı sürece, hacc etmesin"(46) Hadis-i
Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Kendisiyle Mekke arasında
üç günlük mesafe bulunan kadının (genç olsun, ihtiyar olsun) haccı
edâ edebilmesi için yanında mahreminin bulunması şarttır."(47)
hükmünde ittifak etmiştir. Malûm olduğu üzere üç günlük yol;
seferilik hükmünü ortaya çıkarır. İbn-i Abidin: "Seferde,
yani üç gün, üç gecelik yolda akil-baliğ bir koca veya mahrem lâzımdır.
Bundan az olursa, bir hacet için mahremsiz gidebilir. İmam Ebû Hanife (rh.a)
ile İmam Ebû Yusuf (rh.a)'tan bir rivayete göre kadının bir günlük
yola mahremsiz gitmesi mekrûhtur. Zaman bozulduğu için fetvanın buna
göre olması gerekir. Lübab Şerhi. Buhari ve Müslim'in rivayet
ettikleri şu hadis de bunu teyid eder: "Allah'a ve ahiret gününe
iman eden bir kadının, bir gün bir gecelik yola mahremsiz gitmesi helâl
olmaz". Müslim 'in bir rivayetinde "bir gecelik yola", diğer
bir rivayetinde "bir günlük yola" demiştir. Lâkin Fetih'te,
"Mezhep birinci kavil oduğuna göre, kadın ile Mekke arasında
üç günlükten az bir mesafe bulunursa, kocası onu hac'dan menedemez"
demiştir. Bu ibaredeki "Koca" veya "Mahrem" tabirleri
ile, aşağıda gelecek "iddeti bulunmamak" kaydı,
kadına mahsus iki şarttır. Diğer şartlar erkekle kadın
arasında müşrterektir. Mahrem, akrabalık veya süt yahud damadlık
dolayısıyla kadını edebiyyen nikâhına alamayan
erkektir"(48) hükmünü zikreder. Feteva-ı Hindiyye'de: "Mahremin
emniyetli, akıllı ve bülûğa ermiş olması şarttır.
Mecûsi olan bir mahrem; eğer kendisinin mezkûr kadınla nikâhlanmasının
mübah olduğuna itikad ediyorsa, bu kadın onunla yolculuk yapamaz.
Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir"(49) hükmü kayıtlıdır.
Yanındaki mahremin, hac masraflarını kadının bizzat ödemesi
gerekmez. Esasen bu hususta iki ayrı kavil bulunduğu için, bazı
çevreler, sırf hacc süresince evlenme hadisesini gündeme
getirmektedirler. İbn-i Abidin: "Bu hususta iki kavil vardır. Bu
iki kavil koca ve mahrem bulunması vücûbunun şartı mı,
yoksa vücûbu edânın şartı mı olduğuna ibtina eder.
Fetih sahibi'nin tercih ettiği, sıhhat ve yol emniyetiyle birlikte, vücûb-ı
edâ'nın şartı olmasıdır. Binaenaleyh hacca hastalık
veya yol korkusu (Yol emniyetinin bulunmaması) mâni olur, yahud kadına
koca veya mahrem bulunmazsa, haccı vasiyyet etmesi vacip olur. Mahremi
yoksa kadına evlenmesi vacip olur. Birinci kavle göre hiçbirşey lâzım
gelmez. Nitekim Bahır'da da böyle denilmiştir. Nehir'de şöyle
denilmektedir: "Bedai sahibi, birinci kavli sahih bulmuştur. Nihaye
sahibi ise Kadıhan'a uyarak, ikinciyi tercih etmiş, Fetih sahibi de
bunu kabul etmiştir. Ben derim ki, lâkin lübab sahibi, bu kadına
evlenmek vacib olmadığına kesinlikle hükmetmiştir. Halbuki
kendisi mahrem ve koca bulunmasını edâsının şartı
kabul etmiştir. Cevhere sahibi ile İbn-i Emir Hacc Menasik'te bunu
tercih etmişlerdir. Nitekim musannıf bunu Minah adlı eserinde
bildirmiş, "Bunun vechi şudur: Evlenmekle kadının
maksadı hasıl olmuyor. Çünkü kocası ona malik olduktan sonra,
onunla hacca gitmekten vazgeçebilir. O da (Kadın da) kendisini ondan
kurtaramaz. Çok defa da kocası ona uymaz; böylece ondan zarar görür"(50)
hükmünü zikrederek, konuya açıklık getirir.
İmam-ı Şafii (rh.a) kadının, kocası veya mahremi
olmadan hacca getmesinin yasaklanmasının, emniyetle ilgili olduğunu
esas almış ve "Kadınlar birbirine güvenen bir cemaat
halinde olursa, hacca gitmeleri caiz olur. Zira emniyet hasıl olmuştur"(51)
hükmünü beyan eder. Amelde Hanefi mezhebini taklid eden bir kadın, kocası
veya mahremi olmadan hacca giderse durum ne olur? sualine cevap arıyalım.
İbn-i Abidin: "Kadın mahremsiz haccederse kerahetle caiz olur. Bu
kerahet tahrimidir. Çünkü Sahihayn'ın (Buhari ve Müslim'im) rivayet
ettikleri bir hadiste, bu yasaklanmış "Kadın, üç günlük
yola mahremsiz gidemez" buyurulmuştur. Müslim'in bir rivayetinde
"Veya kocasız gidemez" ifadesi vardır"(52) hükmünü
zikreder. Kadın şartları haiz bir mahrem'i olduğu zaman,
kocasının izni bulunmasa dahi hacca gidebilir.(53) Zira kocanın
hakkı farzları iskat edemez. Hac ibadeti ise farzdır. Ancak
nafile hac hususunda kocasının izni olmadan, yola çıkamaz. Zira
kocasının nafile hac'tan menetme hakkı mevcuddur. İmam-ı
Şafii (rh.a) hac hususunda kocanın iznini şart görür.
İDDET İÇİNDE OLMAMAK: Kadınlar için haccın
edâsının şartlarından birisi de "İddet müddeti içinde
olmaması"dır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Kocası ölmüş
veya kocası tarafından boşanmış olan bir kadına
haccın farz olması için; bu kadının iddetinin bitmiş
olması şarttır. Tahavi'de de böyledir. Kadın ölüm veya
talâk iddeti içinde iken hacca gidemez"(54) hükmü kayıtlıdır.