HACCIN VÜCÛBUNUN ŞARTLARI
Bir mükellefe haccın farz olması için, bir takım şartların
bulunması zaruridir. İbn-i Abidin, "Lübab" sahibine uyarak
haccın şartlarını dört kısımda incelemiştir.
Birincisi vücûbunun şartlarıdır. Nitekim bu hususta şunları
kaydeder: "Birincisi, vücûbunun şartlarıdır. Bunlar
tamamen bulunursa, hacc vacip (Farz) olur. Tamamı bulunmazsa, hacc vacip
olmaz. Mezkûr şartlar yedi olup şunlardır: İslâm, Dar-ı
Harp'te olan müslümanın haccın farz olduğunu bilmesi, bülûğ,
akıl, hürriyet, gücün yetmesi ve vakit."(21)
MÜSLÜMAN OLMAK: Bir kimseye haccın farz olması için; o
kimsenin müslüman olması şarttır. Çünkü kâfir ibadete ehil
değildir. Hatta bir kimse kâfir iken; hacc yapmaya gücü yetecek derecede
zengin olsa, fakat müslüman olduktan sonra fakir düşse, o kimseye (önceki
halinden dolayı) hac farz olmaz. Fakat hac yapmaya gücü yeten müslüman,
haccı edâ etmeyip, daha sonra fakir düşse, durum böyle değildir.
Hac ibadeti o müslümanın zimmetinde borç olarak kalır. Bir mü'min,
hacc ibadetini edâ ettikten sonra (Allah muhafaza buyursun) irtidat etse, sonra
da tekrar müslüman olsa, haccı tekrar etmesi icabeder.(22)
AKILLI OLMAK: Allahû Teâla (cc)'nın teklifleri; ehliyet
sahibi insanın üzerinedir. Teklifin sıhhati akılla ilgilidir.(23)
Hanefi fûkahası: "Deli olan kimseye, hacc farz değildir"(24)
hükmünde ittifak etmiştir. İbn-i Abidin; deliye haccın farz
olmadığını kaydettikten sonra: "Bunamış kimse
hakkında usûlde ihtilâf edilmiştir. Fahrû'l-İslâm'a göre, çocuk
gibi bunaktan da hitap sakıttır. Binaenaleyh ona hiçbir ibadet farz
olmaz. İmam Debbûsi ise, ihtiyaten muhatab olduğunu söylemiştir"(25)
hükmünü zikreder.
HÜRRİYET: Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Herhangi bir köle ki
on defa haccetmiştir, sonra da azad olmuştur. Onun üzerine farz olan
hac lâzım gelir"(26) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası:
"Kölelere ve cariyelere hacc farz değildir. Efendilerinin izni ile
haccetmiş olsalar dahi bu tatavvû (Nafile) olur. Hürriyetlerini elde
ettikleri zaman; farz olan haccı edâ etmek durumundadırlar"(27)
hükmünde ittifak etmiştir.
HACCIN FARZ OLDUĞUNU BİLMEK: Küfür ahkâmının
galib olduğu beldelerde, insanlar İslâmî bir eğitime muhatab değildirler.
Dolayısıyla Darû'l Harp olan beldelerde, bir kimse müslümün olsa,
haccın farz olduğunu bilinceye kadar, ona hacc farz değildir.
Feteva-ı Hindiyye'de "Darû'l Harp'te müslüman olan bir kimseye haccın
farz olması için o kimsenin haccın farz olduğunu öğrenmesi
gerekir. Darû'l İslâm'da bulunanlar ise haccın farz olduğunu
bilmek durumundadırlar. Yani onlar için mazeret yoktur. Haccın farz
olması için, sadece haccın farz olduğunu bilmek gereklidir. Ayrıca
haccın nasıl edâ edileceğni ve farzlarını
bilip-bilmemek de müsavidir. Bir kimse Darû'l İslâm'da yaşıyorsa,
onun hüküm olarak haccın farziyetini ve farzlarını bildiği
kabul edilir."(28) hükmü kayıtlıdır. Darû'l Harp'te müslüman
olan bir kimseye, iki erkeğin veya bir erkekle kadının "Haccın
farz olduğunu" bildirmesi kâfidir. Ayrıca adil olan bir mü'min,
ona haccın farz olduğunu beyan ederse, hacc kendisine farz olur. Bu
kimselerin (Şahidlerin) bülûğa ermiş olmaları ve hür
olmaları şart değildir.(29)
BÜLÛĞA ERMİŞ OLMAK: Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Herhangi
bir sabi ki, on defa haccetmiştir, sonra da bülûğa ermiştir.
Onun üzerine farz olan haccı edâ etmek lâzım gelir"(30)
Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Çocuklara hac farz
değildir. Velîlerinin yardımıyla haccı edâ etseler dahi,
bu nafile (tetavvû) olur. Bülûğa erdikten sonra, farz olan haccı edâ
etmeleri lâzım gelir"(31) hükmünde ittifak etmiştir.
VAKİT: Malûm olduğu üzere haccın vakti, Şevval,
Zilkade ayları ile Zilhiccce ayının ilk on günüdür.(32) Bu süreye
"Eşhür-û hacc" (Hac mevsimi) denir. Binaenaleyh bir kimseye
haccın farz olması için, vaktin bulunması da şarttır.
Meselâ; Muharrem ayında haccın vücûbunun diğer şartlarına
haiz olan bir kimseye, "Şevval" ayı girinceye kadar hac farz
olmaz. Bu süre içerisinde vefat ederse; hac ibadeti zimmetinde borç olarak
kalmış değildir. Çünkü vakte (hac mevsimine) ulaşamamıştır.(33)
NAKİL VASITASINI VE MASRAFLARI TEMİNE GÜCÜN YETMESİ:
Kur'an-ı Kerim'de 'Ona bir yol bulabilenlerin, beyt-i hac (ve tavaf)
etmeleri Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır"(34) hükmü
beyan buyurulmuştur. Sahabe-i Kiram, bu Ayet-i Kerimede geçen "Ona
bir yol bulabilen"den neyin kasdedildiğini Resûl-i Ekrem (sav)'e
sorduğunda, Peygamberimiz (sav) cevaben: "Bu zât ve rahile'dir"
buyurmuştur.(35) Hanefi fûkahası: "Havaic-i Asliye'den fazla
olarak nakil vasıtasını teminle birlikte, nafakası üzerine
vacip olan kimselerin ve nefsinin yiyeceklerine sahip olmanın şart
olduğunda ittifak etmiştir."(36) Nakil vasıtası, ya
hacca gidecek mü'minin malı olmalı veya kiralamış bulunmalıdır.
Âriyet (ödünç alma) veya ibaha yoluyla nakil vasıtasına sahip
olmak kâfi değildir.(37) Mekkeliler ve Mekke'nin civarında oturanlar
için, nakil vasıtasını temin şart değildir. Bunların
yürümeye güçleri yetiyorsa, hac kendilerine farz olur. Nakil vasıtasının
bulunması, uzaktan hacca gelecek mü'minler için şarttır. Ancak,
mükellefin hem kendisinin, hem de aile ferdlerinin yiyeceğini (Gidip-dönünceye
kadar, bir yıllık değil) temin etmiş olması şarttır.
Buna gücü yetmiyorsa, hacc kendisine farz olmaz.