I.KISIM

İSLAM İKTİSADI

1-GÜNÜMÜZÜN AKTÜEL KONUSU

Konumuz islamda iktisad adını taşıyor. Bu konunun iki cephesinin bulunduğu da adından anlaşılıyor.

Birisi islamiyet, öbürü de iktisad. Çağımızda iktiadi faaliyetler umumiyetle bütün insanların bütün millet ve devletlerin alakasını çekmektedir. Milletler arası siyasi mücadeleler, ideolojik mücadeleler umumiyetle iktisadi kalıplar ve mefhumlar içinde izah edilmektedir. Bu sebeble düşünen insanlar ister istemez iktisadi konular üzerinde yoğunlaşmaktadırlar.

2-İKTİSADİ FAALİYETLERİN BUGÜNKÜ ÖNEMİ

İktisadi faaliyetlerin bu günkü önemi şundan ileri geliyor: Cemiyet hayatının çeşitli safhaları vardır. Bir cemiyetin ticari, iktisadi, hukuki, ahlaki, kültürel, dini, siyaseti, örf ve adetleri gibi çeşitli vecheleri vardır. Bunlar genellikle girifttir ve karşılıklı etkileşimdedirler. Bir cemiyetin gelişmesi demek tüm bu saydığımız alanlarda gelişmektir. Bu gün modern ilim açısından hemen şunu kabul etmek gerekir ki: İktisadi kalkınma esasen milletin diğer bütün alanlarda gelişmesinin bir neticesidir. Yani bundan bir asır öncesinde iddia edildiği gibi iktisaden gelişmek her şeyin temeli değildir. Durum böyle olunca iktisadi kalkınmada madde ile birlikte mana üzereine eğilmek, cemiyetin iktisadi bünyesiyle birlikte kültürel ahlaki ve sosyal bünyesini incelemek ve ahlaki konuları ele aldığımızda, ister istemez dini cephe üzerinde durmak gerekmektedir.

3-İSLAMIN PRENSİPLERİ VE SOSYALİST-KAPİTALİST SİSTEMLERLE MUKAYESE

Şimdi bilinebildiği kadar islamdaki prensibleri izaha çalışacağım: Kapitalist ve sosyalist sistemler madde temellidir. İslam ise; materyalist değil dualisttir, yani ikilidir. Yani islam hem dünya hem de ahret cephesini birlikte mutalaa eden bir görüşe sahiptir. Ana prensip, dünyevi ve uhrevi meselelerin müştereken ele alınması şeklinde belirince iktisadi faaliyetler daima ahlaki prensiplerle iç içe düzenlenmiştir. İslamda mülkiyet müessesesi iktisadi hayatın temelidir. Mülkiyet toplumun temel taşı olan aile ile birleştirilmiştir. Bu sebeble sosyalist sistem mülkiyete hücum edince ister istemez aileyi de zedelemiş ve tahrib etmiştir. İslam mülkiyet hakkına dikkatleri çekerken, onun adil bir şekilde toplumda dağılımını da emreder. Bu hususta da değişik prensipler ortaya konmuştur. Bunların ilki miras sistemidir. İslamda miras hukuku mülkün tekelleşmesine alternatif olarak geliştirilmiştir. Bu sebeble servetin belirli ellerde terakümüne dayanan vasiyetler memnudur, menedilmiştir. Servet milletin bütünü içinde devretmelidir. Bununla beraber islam fertle beraber devlet düzenine de önem vermiştir. Çünkü devletin bazı fonksiyonları icraasında bazı masrafları muhakkak olacaktır. Bu sebeble devlet giderleri ve gelirleri üzerinde de durulmuştur.

Batı dünyasında ise; Bilhassa kapitalist sistemin tatbikatından sonra son bir asır içinde çeşitli dengesizlikler ortaya çıktığında insanlar mantıken ve kanun zoruyla bu dengesizlikleri telafiye çalışmışlardır. İslam da ise bu prensip başlangıçtan mevcuttur. Zekat başlangıçta devlet giderlerini karşılayan bir nevi vergi durumundadır.

Konumuzu özetlersek: İslamda mülkiyet aile müessesesi, miras, devletle olan münasebetler, vergi ve zekat müessesesi, devletin giderlerindeki özellik, önem arzetmektedir. İslamda devlet giderleri üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Devletin elde ettiği zekat gelirinin muayyen sahalara tahsisi gerekmektedir. Nedir bu sahalar?(Tevbe suresi 60. aytte belirtilmiştir) Tabirler aynen şöyledir:

1.       Devletin zekat gelrilerinden bir bölümü önce fakirlere verilmiştir. Modern anlamıyla düşünürsek işsizler bu statüye girebilir.

2.       İkinci derecede miskinlere sarfiyat gelir. Bu halk dilindeki miskin(derviş) tabiri değildir. Mesakin kelimesinde anlaşılan din farklılığı gözetilmeden tüm vatandaşlardır.

3.       üçüncü sarf yeri devlet memurlarıdır.

4.       kalbleri kazanılması gereken insanlar dördüncü sarf yeridir. Geniş manada bu tebliğ masraflarıdır.

5.       beşinci sarf yeri kölelikten azaddır. Brada bunu çok geniş ele almalıdır. Kölelik bir yüktür. Buna göre sosyal yükler altında kıvranan insanları bu ağırlıktan kurtarmak şeklinde tefsir edilebilir.

6.       Bir de borçlular vardır ki bunlarında yardıma mustahak olması söz konusu olabilir. Yani, durumu iyi iken ani borç altına girmiş, ve iflasa sürüklenecek durumdaki insanlara yardım demek istiyoruz.

7.       Devletin bir başka görevi de Allah yolunda yardımdır ki, burada dini faaliyetler, camii inşatı vb. hayırlı eserler bunun içine girebilir.

8.       Zekat gelirinin bir başka dikkat çeken sarf yeri de yolculara yardımdır. Burada da kastedilen seyahat yollarının geliştirilmesi, yol emniyetinin sağlanması, trefik düzeninin temini, otel, lokanta vb. hususların düzenlenmesini içine alabilir.

Bu günkü modern iktisad ve sosyal siyaset görüşü de 2.dünya savaşından sonra bu tip faaliyetlere başlayabilmiştir.

Kapitalist sistem mülkiyet, özel teşebbüs ve gelir olarak ücret dışında kar, rant ve faiz esasına dayanmaktadır.

Marksistler, ücret dışındaki kar, rant ve faizi kaldırırken, mülkiyeti de beraber kaldırmaktadır.

İslamda ise dengeli bir tutum vardır. İslam mülkiyet hakkını tabii karşılamış, fakat istismara yol açan fazi müessesesi ile gayr-i meşru aşırı karları menetmiştir.

Buradaki düşünce şudur: İslamda gelirin ya emek mahsulü olması veya teşebbüs ve bir risk ve tahlikeyi benimseme karşılığında elde edilmesi lazımdır.

Mesela faizle birlikte talih oyunlarınında islamda yeri yoktur.zira kolay kazanç islami ahlak bakımından makbul değildir. Kazanç meşakkatli olacak, güç olacak, alınteri ve emek karşılığında elde edilecektir. Bilinmelidir ki; emek, islamda mukaddestir.

Diğer yandan islamda bir başka prensip vazedilmiş lüks ve israf men edilmiştir. Burada hem sosyalist, hem de kapitalist düşünceden farklı bir prensip göze çarpmaktadır. Lüks ve israfın menedilmesinden gaye şudur: Cemiyette o cemiyetin kültürel ve iktisadi şartlarına uygun bir yaşam seviyesi söz konusudur. Bu yaşam standardını aşan lüzumsuz harcamalar doğru değildir. İslamın prensibi budur. Acaba modern iktisad teorileri açısından durum nedir?

Onlara göre: "son 20-30 yıldır iktisaden gelişmeyi isteyen ülkelerde gelişmeyiönleyen sermaye birikimini engelleyen en büyük unsurlardan biri gösteriş istihlakidir."

Şimdi islamdaki bu prensiplerin tatbikatını bir ferdin davranışını düşünerek, misallerle değerlendirelim:

 

<<Geri & İleri>>